31 Ekim 2009

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH !!!!!!!!

Sevgili blog yazarları,

Uzun süreden beri konusunda uzman Yeni Zelandalı arkadaşlarıma verdiğim talimatlar dahilinde bazı teknik çalışmaların tamamlanmasını bekliyordum. Ve evet, şu an bazı küçük aksaklıklar haricinde bloğumuzun çeşitli noktalarında güncellemelere gittik. Bu değişiklikleri sizlerle paylaşmak isterim.

Öncelikle bloğumuza teknik desteğin çok ötesinde destek veren "powered by" ımız selim makina ile eski yönetimin başındaki sevgili dostum trapano'nun tüm çabalarına rağmen anlaşma yenilenemedi. Bu duruma bağlı olarak yaptığım çeşitli araştırmalar ve üst düzey bazı bürokratlarla geçtiğim temaslar halen daha devam etmekte olup, an itibarı ile netlik kazanmış bir durum yoktur.

Bloğumuzdaki bir başka yenilik ise temelleri eski yönetim tarafından atılan oyun parkında gerçekleşmiş durumdadır. Çeşitli yazarlar ile farklı ortamlarda buluşarak, bizzat ilk ağızdan aldığım şikayetler üzerine Bouncing Balls adlı oyunu değiştirmiş bulunmaktayım. Elbetteki herkesi memnun etmek mümkün değil ancak yeni oyunumuzu bir süre beğenerek oynamanızı dilerim. ( Bilinen en iyi derece 7. level olarak kayıtlara geçmiş diye duydum. )

Ve belkide blogda çok farklı bir hava oluşturacak olan son yeniliğimiz: "Herkesin Elemanı - X" köşemiz. Adından ve size çağrıştırdığı "Ayın Elemanı" kavramından rahatlıkla çıkarım yapabileceğiniz bu özellik artık her ay, çok farklı ve kompleks bir yapısal analize dayanan elemeler sonucunda güncellenicek ve hizmetinize sunulacak. İlk olarak belirlenen yazarımızın kim zaten sağ üstte görmektesiniz. Kendisi bu ödüle, demokratik yapılarda olması gerekeni yaptığı için yani başarısız görüldüğünde görevden ayrılması ve bunun sonucunda yönetimin el değiştirmesini sağlamasından ötürü seçilmiştir. O böyle gururlu bir davranış sergilemeseydi bugün bloğumuz bu başarılı yönetime kavuşamayabilirdi.

Hepinizi öpüyor ve şimdilik elveda diyorum. Hepinizi olmasa da birçoğunuzu çok seviyorum sevgili blog yazarları ve elbetteki 2 izleyici.

30 Ekim 2009

Böyle Şeyler Yapıyormuşuz

70 küsür sene yaşayan bir İngiliz insanı göz önüne alınarak hazırlanmış bir araştırma ortalama bir insanın şöyle şeyler yaptığını söylüyor;

4 sığır, 15domuz, 21 koyun, 1400 tavuk, 13344 yumurta, 1 ton süt, 4283 ekmek, 5272 elma, 10866 havuç, 5882lt bira, 1694 şişe şarap, 74802 bardak çay, 30000 hap yiyip içiyormuşuz.

Bunların sonucunda 35835 litrelik gaz üretiyor, 4839 rulo tuvalet kağıdı tüketiyor, 2865 kilo dışkı çıkarıyormuşuz.

11500 kere saçlarımızı yıkıyor, 7163 banyo yapıyor, banyo yapmak için 1 milyon litre su, 656 sabun, 272 şişe şampuan (litrelik ipek şampuanı bilmiyor tabi bunlar), 11000 hijyenik ped kullanıyormuşuz.

Hiç kesmesek saçlarımız 9m 42cm'e, sakallar 9m 15cm'ye, tırnaklar 286cm'ye ulaşabiliyormuş.

61,5 lt göz yaşı üretiyormuşuz.

Günde 4300 kelime kullanıyor, hayatımız boyunca 533 kitap okuyormuşuz ki insan nüfusunun %40'ı hiç kitap okumuyormuş.

5 kova kusuyormuşuz, 40 ton çöp atıyormuşuz.

Yılda 317km, tüm hayatımız boyunca 24887km yürüyormuşuz.

Yılda 9287km araba kullanıyormuşuz ve ömrümüz boyunca kullandığımız mesafe aya gidip gelecek kadarmış.

Bir de herhangi bir zamanda yeryüzündeki sarhoşların tüm insanlara oranı %0,7 imiş.

Dipnot: geçenlerde eski iktidar partisi ve yeni başkanın olduğu bir toplantıda "şu ana kadar bir öküz yemişmiyizdir" konulu tartışmada ben kendi adıma 2 tane yemişimdir diye iddia edince baya bir tepki almıştım. ilk paragrafa bir daha göz atarsak 70 küsür yaşındaki bir ingiliz 4 öküz yiyorsa ben şimdiden 5 tane yemişimdir diyerek bahsi arttırıyorum...

28 Ekim 2009

PES 2010


Başlık belki gözünüzden kaçmış olabilir, bu yazı çekik gözlüler diyarının bana göre en efsane iki oyunundan biri olan PES serisinin sonuncusu hakkında olacaktır. Ayrıntıda boğulmadan inceleme yazısı yazamıyor oluşumdan ötürü, yazıyı madde madde yazmaya karar verdim.

Ama önce belirtmem gereken bir-iki şey var:

Sağda solda yazıldığı itibariyle bu oyunun Pc versiyonu ile PS3 versiyonu arasında fark olduğu, ps versiyonunun yalandan olduğu sonucuna ulaştım. Lakin bu yorumu yaparken pc oyuncularının klavye ile oynarken yaşadığı madara olma durumları mı göz önünde bulunduruldu bilemiyorum. Ama yine de ben, oyunu pc'de oynayan biri olarak, klavye kaynaklı sorunları hiçe sayarak konuya devam edeceğim.

Belirtmem gereken bir diğer konu ise; daha birkaç gün önce blog içinden ve dışından bazı insanlara oyun hakkında söylediğim sözlerle ilgili... Şöyle ki, ben, az sonra yapacağım listelemede çoğunlukla oyunun eksi yönlerini belirteceğim. Lakin bazılarınız çıkıp "lan ne dönek adamsın.. iki gün önce övüp duruyodun oyunu" diyebilir. Kendilerini buradan kınıyorum. Bu bir oyun. Ayrıca eşşek kadar oldunuz. Önce gidip bir iş bulun, sonra konuşun.. Demek istediğim, ben burada master league tecrübelerim sonucundaki incelememi yansıtacağım. Çok oyunculu durumlarda bu yazacaklarımın belki çoğu dikkatinizi bile çekmeyecek.. Ki benim de çekmemişti. Ona göre okuyun, zırvalamayın..

Son olarak, Ajax ile Top Player modunda oynuyorum. Yararlı bir bilgi olabilir.

Giriş paragrafından alnımın akıyla çıktıktan sonra, gözümü gelişme'ye dikmiş durumdayım. Başlıyorum:

- Oyuncular yavaş. Evet. Lakin bu benim için, özellikle Pes 2009 fiyaskosundan sonra, olumlu bir gelişme. Çünkü 2009'daki o rezalet top sürme özelliğinden sonra (sadece sağ, sol ve hızlı koşma tuşları yardımıya kaleciye kadar ulaşmak.. Örn: Agüero) güle oynaya adam geçilemeyen, her pasın yerini bulmadığı bir oyun beklediğim birşeydi. Buradan bir artıyı hakketin konami.

- Kalecilerin hepsi Rüştü. Evet evet, Rüştü.. Oysa ki ne daha yeni Barcelona'ya transfer oldu, ne de 2002 Dünya Kupası'ndaki performansıyla dikkatleri üzerine çekti. Ama yine de, anlaşılmaz bir şekilde bütün kaleciler O'nun suretinde yaratılmışlar. Yan toplarda yaşadıkları sıkıntılar olsun, auta çıkan toplara temaslarıyla kornere sebebiyet vermeleri olsun, deliler gibi açılmaları olsun, kalecilerin hiçbiri kesinlikle güven vermemekte..

- Forvetlerin hepsi Robocop. Evet biliyorum espri aynı tadı vermedi.. Lakin eğer bir maç yapıp, kontra atakta önünüzde koşan iki forvetin de kafasını çevirip size bakamamalarına ve bu nedenle onlara pas vermiş olmanıza rağmen kaleye doğru koşmaya devam etmelerine başka bir anlam veremezdiniz.. Zaten bir kişiyle topu sürüp karşı alana taşımak bir dert, üstüne bir de forvetler embesillik yaptı mı, maçın skoru 1-0, 1-1, 2-1 ötesini göremiyor.

- 1-0 önde olduğum bir maçta 75. dakikadan itibaren ellerimi klavyeden çektim ve maç aynı skorla bitti. Maç sonunda rakibin topla oynama yüzdesi %72 idi. Kaybettiğimiz İngiltere maçının ertesi gün gazetelerde maçın sonucu değil bizim %60küsür'lük topla oynama süremizin yazıldığı gibi... yanıltıcı. Çünkü, oyunda, rakip dünyanın en korkak futbolunu oynuyor.. Ortasahayı geçtikleri anda ilk düşündükleri geri pas vermek. Ve bu şerefsizler fazla iyi pas yaptıklarından, top çalmak da mucize işi.

- Üstteki örnekle benzer olarak, rakibe çok sağlam pres uyguladığınız zaman mecbur kalarak attığı uzun pasların sizin oyuncularınızdan birine gelme ihtimali neredeyse sıfır.. Zaten aşırı ağır hareket eden oyunculara sahip olduğunuzdan, topa dokunsanız da, kontrol edene kadar kaybetmek çok olası. Peki bu durum serinin başka hangi oyununda vardı: PES 5

- Ara pasları (üçgen tuşu), eski oyunlarda olduğu gibi adrese teslim olmaktan çıkmış. Buraya kadar güzel. Ancak 25m ilerideki adama atılan ara pasınların çoğunu 5 m'ye ancak ulaşacak hızla göndermek de saygısızlıktır. Bu nedenle kaç tane ikiye bir, üçe bir kaçırdım bilemiyorum.

- Gelen hava toplarında ısrarla topun ineceği yere koşan futbolcuları jiletle (bildiğin permatik) doğramak istiyorum. Sanırım oyunda sinirimi en çok bozan durum bu. Rakibe, kırkyıldabir, iyi pres uygulamışsın, adam zar zor topu atmış ileri, senin adamının göğsüne doğru geliyor top. Ama hayır, o da ne, pek sevgili orta saha oyuncumuz ısrarla zeminde gördüğü çarpı işaretine doğru koşmakta. Olay 1 saniyede gerçekleştiğinden çaresizce yapılan R1+R2 kombinasyonuyla bile kurtarması bir hayli zor bir pozisyon. Ve netice ne? Doğru noktada topla buluşan rakip oyuncu... Boşa giden pres çabası.. Peki bu durum serinin başka hangi oyununda vardı: PES 5

- Birebirde adam geçmenin neredeyse imkansız olması nedeniyle oyunu kanatlara yayarak orta-kafa-gol denemek daha mantıklı görünüyor oyunda. Lakin burada da bir sakatlık gözüme çarptı. O da şu ki, ceza sahasında bekleyen 3 hücumcunuz varken ve açtığınız orta ön direktekine doğru süzülürken, pek sevgili oyunumuz gidip arka direkteki adamı seçiyor. Bunun neticesinde de ön direkteki adama top gelse bile kafa atmak yerine topu göğsüne yumuşatıyor ve oyuncu reaksiyonlarının zaten yavaş olması nedeniye şut çekene kadar savunma topu uzaklaştırıyor.. Ve tahmin edin o "uzaklaştırılan" top kime gitti? Hayır, ceza sahası yayında bekleyen defansif orta saha oyuncunuza değil, rakibin kanat oyuncusuna. Üstte de belirttiğim gibi, bu şerefsizler antremanlarda "her koşula boştaki adamı bulma" konusuna fazlaca eğilmekteler.

- Üçüncü lig takımları Barcelona'dan iyi top yapıyor. Deli gibi paslaşıyorlar. Ama bunu oyunun zorluk seviyesine yoruyorum. Üstüne gitmeyeceğim.

- Bir kere karşılaştığım ve beni soğutan bir olay: Eskişehir maçında Ekrem'in yaşadığı olay başıma geldi, forvetim topa dokunmadan kaleciye fake attı, kaleci yere oturdu, ben de güle oynaya önümde seken topa doğru koşmaktaydım. Lakin bu sırada yerden kalkan kaleci bana doğru koştu, şuta basmış olmama rağmen ben daha şut çekemeden arkamdan topa müdahale etti ve evet, forvet oyuncumun dizlerini ve kıçını yok sayarak topu aldı. Sanki ben hiç orada yokmuşum gibi..

- Hakemlerin hepsini sikiym.. Bu oyunda penaltı olması için ne yapmak gerekiyor sorarım.. Kayarak müdahalelerin neredeyse hiçbiri faul değil, ceza sahasında bileğe kayarak adam indirmek penaltı değil, ama vücutla yapılan en ufak bir müdahale anında faul! Olmamış.. hem de hiç. Peki bu durum serinin başka hangi oyununda vardı: PES 5


Uzun lafın kısası, bu oyun daha önce, aynı firma tarafından yapıldı. Adı da PES 5 idi. Yani eğer kadroların güncelliği konusunda çok takıntılı değilseniz, gidin bir PS2 bir de PES5 alın, oyunun tadını çıkarın. En azından driplingler çok daha gerçekçi..

Gilda



Rita Hayworth...

"Yanlış devirde yaşıyoruz abi" cümlesi klişe olmasaydı da kullansaydım şimdi.

22 Ekim 2009

BUNU İSTİYORUM

Fazla söze hacet yok. Eve ne zamandır su sebili almanın ne kadar iyi bir fikir olacağını düşünürken, yeni rakı sebilinin daha işlevsel ve faydalı olacağına kanaat getirdim. Bunu istiyorum...

O zaman bu yeni rakı sebiline yakışır bir video da verelim postumuz şenlensin. E hadi şerefe !!!

20 Ekim 2009

PASAPORT

Şu pasaport edinme işlemi bana bir daha gösterdi ki devlet adam sikmeye yer aramakta. Pasaport işlemlerinin en başında aşırı pahalıya kaktırılan pasaport cüzdanının ardından yıl başına nasıl hesaplandığını anlamadığım küsüratlı harç paraları geliyor. Rivayetler yurt dışında bu harçların ülkemizdekinin çok çok altında olduğunu söylüyor.

Tüm teknolojik gelişmelere rağmen halen daha veznesinde bir amcanın elle dekont yazmasının sebep olduğu saçma sapan kuyruğu bir şekilde içime sindirirken, halka köpek gibi davranmaktan müthiş haz duyduğunu çok bariz bir şekilde belli eden tüm polislere selamlarımı yolluyorum. Allah sizi bildiği gibi yapsın...

18 Ekim 2009

müzik ve trapano


antakyagazetesi.com da bir haberi okuyunca bilinmeyen bir yönümü daha sizlerle paylaşmak istedim. ergen yıllarımda müzikle çok ilgili bir insandım. ve bu ilgimi gitar dersleri alarak uygulamaya geçirmiştim. gitar hocamız ve ailem yetenegime inanmasalar da ben ve müzik grubum( burak ve erdinç) kendimize güveniyorduk. Ancak birkaç dersten sonra annemle hoca arasında bir telefon konuşması oldu:

-alo ben sezgin suna, sezerler artık gelmesin

-alo neden hocam

-hiç ciddiye almıyorlar üstelik yeteneksizler

-ahahaha biz de farkettik.

-ahahah değil mi

-hocam sezer bağlamaya mı başlasam diyor

-ahahha yok yok

-ahaha teşekkürler hocam...

ve bu sözler üzerine müzik hayatımız sona erdi. yaklaşık 10 senedir müziğe küsüm.ben yapamadım ancak siz yapabilirsiniz, aksadığınızda büyük düşünür, büyük bağlama ustası aşık damatın " istemek ve yapabilmek her yaşta mümkündür" sözünü aklınıza getirin yeter...

(hocamıza tebrikler, saygılar)
Türkiye Yazarlar Sendikası Antakya ve Eskişehir şubelerinin kardeş kentler projesi kapsamında geçtiğimiz hafta sonu Eskişehir'e giden kültür sanat elçileri unutulmaz bir kardeşlik bağı ördü. Her iki kentin kardeşlik köprülerinde şiir, öykü ve müzik başrolü oynadı.
Antakya'nın saygın de-ğeri Sezgin Suna ve kardeşleri de Eskişehir'lilere unutul-maz bir müzik şöleni sundu. Sezgin Suna ve kardeşleri Eskişehir Taşbaşı Kültür merkezinde ayakta alkışlandı.

FitiSound

Vokalist izlemeye gitmediysem konserlerde davulcu izlerim. Ya aslında hep davulcu izlerim. İkinci tercihimde bassist arkadaşımızdır. Elektro gitaristler kadrajıma giremez pek.

Dinlediğim müziklerde de bu ikiliyi ararım genelde... Basla davulun güzel güzel yürüdüğü şarkının sırtını yere getir(t)mem.

Abi bu anlattığının müziğini yapıyorlar zaten. Tam sana göre!! Ad bile düşünmemişler; direkt yazmışlar: Drum & Bass. (aka d&b) diyen gereksiz insanlar olacaktır hem okuyan hem yazan. Şüphesiz ki onlara cevabımız çok sert olacaktır. İnsan elinden çıkma davul ve bas varyasyonlarının hepsine hayran olan ben; bu ikili elektronik ortamda "hızla" icra edilince tahammül edemiyorum henüz. Henüz diyorum...Çünkü müzik dinlemek denilen bu eylem çoğu zaman alışkanlıktan ibaret. Müzik konusunda kendini sınırlandırmayan ben bu aleme ilerleyen yıllarda dalacağıma kesin gözüyle bakıyorum. O yolda uğranması gereken duraklardan olan "dub" durağına geldim bile. Davul ile bas aranıyorsa burada da var.

Jamaika'nın bağrından kopan, reggea tabanlı bir müzik olan Dub.. yıllar geçtikçe elbette ki evrilmiş; gelişmiş; yerelleşmiş. Avrupa ve Asya kıtaları arasında bir kültür mozaiği olan İstanbul şehrimize bile yer etmiş. Baba Zula konserlerini, albümlerini dinlemiş olanların türe çok da yabancı olmadığını söyleyebilirim. Son dönemde ise bu işi Fransızların yaptığı gibi yapan bir isim "FitiSound" çıktı karşıma. Abimiz hicaz dub olarak tanımlıyor yaptığı işi. Albüm satamayacağının da bilincinde olduğundan tüm parçalarını Last.fm sayfasından ücretsiz dağıtmaya karar vermiş. Sağolsun. Kral adammış. Yaptığı iş de kalburüstü gerçekten. Dinleyin. Hatta kimdir bu lavuk diye merak edenler kendisini 20 Ekim gecesi "Dagsıtar" da bulabilir.

Bu arada Google aramalarını inceliyorum sürekli. Gördüğüm kadarıyla blogumuz "takım elbiseli, bıyık bırakmak isteyen, Heather Graham aşığı, gurbetçi ülkücülerin" uğrak mekanı olmuş. Blogumuzda FitiSound gibi farklı şeyler arayan güzide insanı bağrımıza basalım o yüzden. En güzel sıfatlarımızı onun için hazırlayalım.

Hasta olmayın sakın...

16 Ekim 2009

antekece

istanbula gelene kadar birçoğunu türkçe sandığım, lisede kompozisyonlarda kulladığım kelimeleri, söz öbeklerini sizlerle paylaşmak istedim. bu postu okuyan antakyalı genç arkadaşlarım da benim gibi hüzünlenecektir...ama kararımı verdim bu lafları tekrar kullanmaya başlıcam ne olursa olsun.bazılarıyla ilgili olaylar anlatarak bilgilendireyim blog ahalisini: mesela antızlamak: yenildiğimiz maçtan sonra sevinen gençlerden birini antızlayan abdo... bahtek dursun... daraba türkçedir kesinlikle. veli toplantısından dönen annemin: olum çok iyi çok efendiymişsin hocaların çok seviyor seni, yalnız yanlış arkadaşlar seçmişsin. mahmutla otursa dersleri süper olur dediler, burak iyi çocuk çok severim hınzırı ama mahmutun yanına otursan ahaha
katremiz: lahen tiz mitil katremiz (tiz: göt)
lübye türkçedir.
Anteke : Antakya
Antızlamak : Tekmelemek, boş yere dolaşıp durmak
Azze : "Hadi canım sen de"
Addür kuddür : Çarpık çurpuk, felçli gibi
Akit : Çok katı şeker şerbeti, ağdalı
Aşkar : Sarı, sarışın
Allek : Dönek, mızmız
Avrat amtisi : Kadın ve cemiyet haberlerinden hoşlanan erkek tipi
Bes : Yalnız, işte o kadar
Bezzeke : Sümüklü böcek
Bahlek : Bön bön bakan yuvarlak gözler
Bahtek : Gereksiz ve boş konuşan
Bissehel : Öğleden sonra
Carra : Büyük toprak testi
Çepel : Kirli, bulaşık
Cızzık : Çizgi
Celep : İşe yaramayan insan, eğitilmemiş
Çimmek : Yüzmek, denizde yüzmek
Cıncık : Küçük cam parçaları
Çıngıl : Kıvılcım
Cerbu : Büyük fare
Curun : Kurna
Dübbe : Çok şişman
Dıbık : Ele bulaşan
Dahnek : Sopa
Daraba : Kepenk
Elleşmek : Dokunmak
Fıttıs : Karanlık
Feşşiklenmek : Giysinin biçimini yitirmesi
Fış : İçi boş
Fırcıtmak : Fırlatmak
Gureybe : Kurabiye
Gar : Defne
Hanifiye : Musluk
Hömbeles : Mersin de denen makinin meyvesi
Harnup : Keçi boynuzu
Hınzır : Sinsi ve güçlü domuz
Hannik : Çok küçük
Hösmek : Susmak
Habbe : Tane, birazcık
Hoftur : Öfke
Haket : Konuşma, anlatma
Hurata zurata : Şaka
Homra : İşkembe
Körye : Gölge
Kalan(a) : Hadi artık
Kımık : Küçücük
Kete : Bir çeşit çörek
Kertiş : Kertenkele
Külçe : Bir çeşit çörek
Kayme : Hamamda insanları yıkayan kişi, tellak
Kendir : İp, halat
Keşşir : Havuç
Kaşmer : Palyaço
Kuzzulkurt : Hadi oradan, Allah belanı versin !
Katremiz : Kavanoz
Kavata : Bisküvi
Kemçik : Suratsız
Kekeç : Kekeme
Lappuş : Hantal
Lübye : Börülce
Lahat : Lokum
Lahte : An, bir anlık
Malhafe : Yorgan, çarşaf
Mahmel : Gömme dolap
Mıh : Çivi
Masmut : Yaramaz ve simli çocuk
Musmul : Oldukça iyi, mükemmele yakın
Nezelmek : İncelmiş, delinmek üzere
Oruk : İçli köfte
Orrat : Kömürün yanmayan kısmı
Öyecen : Mızmız ve iddialı
Pissik : Kedi
Pahıl : Cimri
Puhara : Baca
Peklevi : Baklava
Silli siritli : Kapalı, düzenli giyinmek
Siyirtmek : Koşmak
Sokum : Lokma
Sako : Erkek ceketi
Şellake : Kavgacı
Şahtur : Kayık
Siyen : Balçın
Tasvir : Fotoğraf
Tiskiyt : Hadi oradan sevimsiz şey !
Tusbağı : Kaplumbağa
Telha : Sayfa
Tuffan : Çok ekşi
Uluk : Çürümüş
Viii : Hayret ifadesi
Zokmak : Çıkmaz sokak
Zınıh : Yumurtamsı bir koku

9 Ekim 2009

lanetlik yer ulus


zaten sevmiyordum şimdi nefret ediyorum orospu çocugu ulus. ulan herzaman üşenen ben, gördüğünüz fotograf karşısında dayanamadım. üstümü değiştirip şarap almaya gittim. tahmin edin ne oldu? nişantaşı çiftlik denilen şarküteri saat 22de kapatıyor, onun yanındaki kuruyemişçi içki satmıyor(2010da başlıcakmış). onun arkasındakinde 2tane beyaz şarap kalmış... gel de şişliyi özleme. reha yurdakul sokağı özleme... yalnızca sokakta 2tane şarküterim vardı. abide-i hürriyet caddesinde 4tane ve iddia ediyorum hepsi açık ve hepsinde onlarca çeşit şarap vardır. şişlideyken muhabbetini sevdiğim yerden içkimi alırdım, o derece şımarıktım. kahve dünyası bile saat2ye kadar açıkken nasıl kapatırsınız kardeşim. gerçi ulusun insanına da sokuyum. kahve dünyasının açık olmasının sebebi onlar...hepiniz orospu çocugunuz

KUPA ÇEKMEK

Eskiden yani ben küçükken, ne zaman sırtım ağrısa, çok yorulsam veya soğuk algınlığı geçirsem teyzem zorla önüne yatırırdı. Çakmakla ısıttığı su bardağını sırtıma yapıştırırdı. Garip bir histi ama bir yandan da zevkliydi de. Derinin bir yerlere doğru çekliyor olması.

Sonra araya yıllar girdi, ben büyüdüm güçlendim. Ama sırtıma ısıtılan bardağın kapatılması bir şekilde beni içten içten korkutuyordu. Teyzemin de gücü beni zorla, eskiden olduğu gibi, önüne yatırmaya yetmiyordu.

Geçen yılların ardından bugün televizyonda rastladım kupa çekme işlemine ve yine içim bir garip oldu. Biraz araştırdım, artık daha çok selülit tedavisinde uygulanıyormuş. Çin'de ise hemen herşey için. Çeşitli sitelerde 18'lik kupa çekme takımı bile gördüm. 22 TL'den satılıyor. Tabi çakmak - su bardağı ikilisi gibi nostaljik olamaz ama ilginen varsa fiyat oldukça uygun.

Herkes My Ass..

"Bu yazı geyikten tamamen uzaktır."

21 yazarlı efsane günlerden 13 (yakında 12) yazarlı günlere doğru ilerliyoruz. İlk olarak 8 yazar blogun 3. ayında kurban edilmiş. 6. ayında da ciddi bir ültimatom geldi yönetimden. Her ne kadar ilk 8 yazar için girilen "yoklama" postunu ben girmiş olsam da bu winston kızı görevimin bir uzantısı idi. Yoksa bu durumu anlayamıyorum gerçekten.

Blogumuzun ileri gelenleri bence çok kısa vadede düşünüyor. "Yıllarca sürecek" diye ortaya koyduğumuz bu projede daha bir yılı doldurmadan yazarlarının yarısını kendisinden uzaklaştıran bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu kişiler kendi adıma "herkes" tanımının içinde... Kişisel bir fikri büyütmeye çalışmak biraz sıkıntılı... Benden başka bu bloga adam arayan...bu blogun tanıtımını yapan pek yok gibi. Sonucunda blog benim "herkesim" ile doluyor. Bu "herkes" diğer yazarlar tarafından sahiplenmediği veya onlarda "herkesi"ni getirmediği sürece "herkes yazıyor" mantığına ulaşmamız imkansız.
Ben okunma taraftarı bile değilim... Şifreleyelim blogu...çevirelim kişisel muhabbetimizi dedim zaten hep.

Kimse kusura bakmasın...Blogta "herkesi" olan yegane kişiyim. Kimsenin uğraştığı yok çünkü. 100 yazar sınırı olan bir yapıda bu herkesin bu kadar kolay "harcanabilir" gözükmesi hoşuma gitmiyor. Tersten baksak...hiç veya pek yazmadığım... ama okuduğum bir blogta (ki yazarlık bu bağı sağlıyor) bana bir ultimatom verilse "yaz!!!" diye "yerim sizin blogunuzu" der yazmam. Dil dökerek ikna et (kendi adıma) sonra ilk fırsatta harca. Komik gözüküyor.

Ben bundan sonra kimse bu blogtan atılsın istemiyorum. Atılanları geri bile çağırmak istiyorum ama insanlar daha sakin olmalı.

Hepinizi öpüyorum.

EFSANE BAŞKAN İLE ÇOK ÖZEL

RÖPORTAJI YAPAN: İZLEYİCİ S.
FOTOGRAFLAR: ARŞİV

öncelikle şunu söyleyim, e.başkan çok rahatlamış, hafif göbek yapmış, kendini balıkçılığa vermiş... kendisi bizi kırmadı ulustaki malikanesinde bizi ağırladı bütün sorularımıza içtenlikle cevap verdi, kahve ikram etti...neyse çok uzatmadan röportaja geçelim:

yıllarca güleryüzlü temiz şişlide komşuluk yaptık

S:başkanım öncelikle bizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ederiz. ani bir kararla yönetim olarak istifa ettiniz, sebebi neydi?

T:sebebini daha önce belirttik, aslında herşey yolunda görünüyordu, enazından biz öyle sanıyorduk. ancak o anket bazı şeylere daha dikkatli bakmamızı sağladı.

S:yani yeni başkan sizi yönetimden aldı diyebilirmiyiz?

T: hayır.

S: ama anket yüzünden olduğunu söylediniz?

T: bakın ne yapmak istediğinizi anlıyorum. şunu söyleyim çölde gezen benim kadim dostum. yıllarca güleryüzlü temiz şişlide komşuluk yaptık. sanırım ne demek istediğimi anladınız.

başkan ç.g.'nin aldığı kararları şuana kadar yerinde buluyorum

S:peki başkanım eski yönetimle ilgili konuşalım. yönetimde fikir ayrılıkları olduğu söylendi...hatta yeni başkanın aldığı kararları sizin de kendi yönetiminize sunduğunuz ancak yönetimden onay çıkmadığı yönünde söylentiler var?

T:her yönetimde fikir ayrılıkları olur, bunu biz de yaşadık. başkan ç.g.'nin aldığı kararları şuana kadar yerinde buluyorum.

S:yeni yönetim anlayışını nasıl buluyorsunuz? tek başına iktidar için yorumunuz nedir?

T: tek başına iktidar doğru kullanıldığında çok faydalıdır, blog için alınacak kararların hemen uygulaması açısından mükemmeldir. ancak ben yönetimde resmi olarak yer almasalar da bonsai midilli ve şerbetçinin çölde gezene danışmanlık yaptıklarını sanıyorum. aldığım duyumlar bu yönde. özellikle stajyer bonsai midilli müthiş bir manipülatör. başkana büyük destek veriyor.

birşey mi ima ediyorsun?

S:başkanım peki yönetimdeyken en mutlu ve mutsuz olduğunuz olaylar hangileriydi?

T:mutlu olduğumuz çok anlar oldu. birçok zorluk yaşadık ve hepsinin üstesinden başarıyla geldik. bunlar mutluluk verici. en mutsuz olduğum olay ise sudaki balığa yapılan çirkin saldırı.

S:peki başkanım neler yapıyorsunuz buaralar?

T:birşey mi ima ediyorsun? boştasınız mı diyorsun bana?(gülmüyor).

S: lütfen alınmayın başkanım...

T: eski mesai arkadaşım sudaki balıkla balığa çıkmayı düşünüyoruz.

S:teşekkürler

T: ben teşekkür ederim.

8 Ekim 2009

BLOG AHALİSİNE DUYURU

Kendi yönetimleri zamanında işini tam olarak yerine getiremediği, tarafımca daha fazla rencide olmasını istemediğim için kaldırılan anket sonuçları ile bir tokat gibi yüzüne vurulan bazı eski yöneticilerin ve hatta adını açıkça belirtmekten çekince duymadığım suda balık'ın blog içinde yaratmaya çalıştığı huzursuzluk ve sarsmaya çalıştığı tek başına iktidarımın zorunlu açıklamasıdır:

Blog yönetiminin değişmesi ve başkanlığın elime geçmesi süreci sonucunda kimi çevrelerce pekçok farklı yollarla yeni yönetim kadrosu, görev tanımları vs ile ilgili spekülasyonlar yaratılmaya çalışılmıştır. Belirtmek isterim ki; yönetim şu an sadece ve sadece benden yani çölde gezen'den oluşmaktadır. Başkanlığını gururla yürüttüğüm bu yönetim için an itibarı ile herhangi bir yönetici katılımı söz konusu olmadığı gibi hiçbir yazar hakkında yönetici olması yönünde bir
görüş de oluşmamıştır.

Yönetimimin demokratik olup olmadığı konusunda eleştiride bulunanlar ve kellesinin uçmasından korkanlar bu düşüncelerine temel oluşturan olayları açıklamalıdırlar.

Eski yönetimin ve bloğun eski başkanı, kadim dostum trapano'ya ise; gerek bana olan güveni gerekse de başkanlığım sırasında bana verdiği yardımlardan ötürü teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.

---------- ERU ve BESBOCE ----------

Geri sayım sizler için başlamış durumdadır. Sizlere özel birer mail yollamayı gereksiz bulduğum için böyle bir girişimde bulunmadım. Bu geri sayım sona erdiğinde, ki 09.10.2009 saat 22.00'de sonra erecek, eğer sizler halen daha yeni postlarınızı bloğa göndermemişseniz gidiş biletlerinizi mail olarak sizlere göndereceğim. Yeterince iyi birer izleyici olabilirseniz belki birgün tekrar yazar bile olabilirsiniz.

Şerbetçi ve diğer yazarlarımız için böyle bir tehlike bulunmamaktadır.


çölde gezen

7 Ekim 2009

you will never walk alone

efsane bir giriş yapmak istedim kendimce. kendi hatam ve basiretsizliğim sebebiyle aranızdan ayrılışım beni ciddi manada yıpratmıştı. ama bu yönetim değişikiği esnasında kadroya katılan dandik futbolcular gibi tekrar dönüşü yaşamak beni çocuklar gibi mutlu etti.

öncelikle küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperim. ama çölde gezen abimin daşşağını daşıyan yesin. gece gece tam da en büyük rutinim olan wow diyarından yeni çıkmışken aniden duygulandırdı beni, kol kanat gerdi.

şu andan itibaren; blogtaki beşiktaşlı sayısı bir arttı, wow oyuncusu sayısı bir arttı, suda balık gibi abuk subuk şeyler dinlemeyi seven sayısı bir arttı, yemek yemeyi seven sayısı bir arttı ona göre.

başlıkta da belirttim niyetimi. ilk postumdur. hatalarım affola. elden geleni arda koyanın eli götüne girsin şu saatten sonra.

sevgiler...

TEK BAŞINA İKTİDAR


Halk iradesi kendini gösterdi ve çok değerli blog ahalisi beni tek başıma iktidara taşıdı. Başta çok değerli dostum trapano'ya ve eski yöneticilere bloğu eksikleri olmasına rağmen bu derece kaliteli bir hale getirdikleri ve görevi bana teslim ettikleri için çok teşekkürler.

Kendilerine görevi bırakmamalarını pekçok defa söylememe rağmen görevi bırakmayı tercih etmelerinin ardından bloğun sahipsiz olmadığını göstererek başkanlık görevini üstlendim. Gecenin şu geç saatlerinde balkonumdan yaşam kompleksimin önünde biriken kalabalığın müthiş sevinç gösterilerinin sakinleşmesinin ardından da bloğa başkan olarak ilk postumu giriyorum.

Evet sevgili blog ahalisi, artık yeni bir sayfa açılıyor bloğumuzda. İlk icraat olarak da blogda bu değişime sebep olan ve bazı eski yönetici arkadaşlarımızı rencide eden anketi kaldırdım.

Ve sevgili yazarlar flash bir gelişme olarak da eski bir yazarımız olan ve eski yönetimle arasına giren soğukluklar sebebiyle izleyicilikten bile vazgeçen şerbetçi yazar olarak tekrar bloğumuza geri döndü.

Herkese hayırlı olsun diyorum. Hepinizi öpüyorum. Yeniden hoşgeldiniz.

6 Ekim 2009

eski başkan yazıyor


bir günde hem başkan hem de eski başkan olarak 2 post girmem gerçekten şaşırtıcı... belki de hayatın güzel yanı bu: ne zaman ne olacagı bilemiyorsun... mayıs ayının bu günlerinde kurduğumuz blogumuz olgunlaşmaya, bloglar arasında yükselmeye, üniversitelerde konuşulmaya başladı. herşeyin daha güzel olacagını düşünüyorduk. yönetim olarak gece gündüz çalıştık, eski winston kızı suda balık'ın beni gecenin 3ünde kaç defa aradıgını hatırlamıyorum. blogun kalıcı olması gereken süreçte yönetim olarak başarılı olduğumuzu düşünyoruz. inanın ki yazamıyorum şuanda ama şunu söylemeden edemeyecegim -suda balık çok uyardı söyleme diye- suda balıka yapılan haksız saldırılar bilemiyorum. bizi çok kırdı... ama bunlar önemli değil. blog sağolsun. yazarlar sağolsun.
üzüldük ancak yıkılmadık... eski yönetim olarak anlayışımız olayların herzaman pozitif yönünden bakmak oldu. bu olaya da şöyle bakıyoruz: evet biz misyonumuzu tamamladık, gençlerin zamanı, biz artık sadece yazılarımızla bu blogu devam ettirecegiz. gençleri uzaktan keyifle izleyecegiz. yeni yönetimi oluşturmak üzere başkanlık görevini çölde gezen arkadaşıma devrediyorum ve hayırlı olsun diyorum. başarılar diliyorum kendisine...

BAŞKAN YAZIYOR...

bugün "yeni" yatağımdan hiper rahat bir şekilde kalktım. 23yıllık 24.00-08.00 uyku düzenim geri oturmasının verdiği mutlulukla, sırt ağrılarının müthiş derecede azalmış haliyle blogumuzu tıkladım. uzun süredir ortalarda görünmeyen stajyer av. bonsai midilli'nin postuna, bizi azarlamasına bile güldüm(çok belli ki oyunu becerememiş). çünkü başkanınız yataş firması sayesinde uzun bir aradan sonra uyumuştu.hatta bugünkü postum yeni yatağımla ilgili olacaktı.
neyse daha sonra izleyicimiz olmayan ethem arkadaşımızla taksim wall street'e gitmek üzere beşiktaşta buluştuk, inönüden taksime yürüdük. yürürken sabahki olayların izleri duruyordu. yerden bir tane sis bombasına ait şarapnel parçası aldım. etheme gösterdim. ethemdeki değişimle onun biber gazı olduğunu anladık ahaha nedense bende etkisini wall streette gösterdi. sonra eve geldik. yine blogumuzu açtık bi de ne göreyim. 2 tane berbat anket! huzurum daha da kaçtı. heleki kadim dostum çölde gezenin ortalığı karıştıracak, yönetimdeki dengeleri altüst edecek gensorusu yokmu? sonuçlara baktım daha da vahim. sırt ağrılarım nüksetti.bana 2 oy, diğer arkadaşlarıma 1 oy(neyseki o beğenmediğiniz bouncing balls sayesinde 3aynı rengi bi araya getirerek anketi dengeledim)...

şimdi arkadaşları eleştiriye açığız ancak eleştiri sadece olumsuz olmaz. eleştirilerinizi dinlemek bizzat yönetim olarak sizlerle görüşüyoruz.
çölde gezenin yönetimi ele geçirecek anketine cevabım:
tesisatçımız düşük sıcaklıkta ergiyen yatak malzemesi üretmeye çalışıyor- bumu başarısız ulan!!!
badanacımız okadar iyi bir iş çıkardıki 3 aydır bir şikayet almıyoruz- bumu başarısız ulan!!!
hergeçen gün tıklanma sayısının arttığı, elit bir ortamın oluştuğu bir platformun halkla ilişkilercisini anket malzemesi yapmak? yazık yazık yazık!
yazarlarla biraraya gelmek, dertlerini dinlemek, onlarla börekçide buluşmak, boğazda kahve içmek beşikteki elin gizemini azaltır evet, buda mı suç ulan!!!

selim makinaya yapılan suçlamalara cevap vermeyeceğim. power lafını görünce aklına money gelen insanlara iman diyorum okadar.
lütfen anketlarde oyunuzu kullanın, düşünerek kullanın. sonuçları mutlaka değerlendireceğiz ve alacağımız kararları sizlerle paylaşacağız. teşekkürler

trapano
herkes yazıyor tur. san. tic. ltd şti.

FIFA 10

Yıllarca Pes oynadıktan sonra demosunu edindiğim Fifa 10 beni bazı açılardan heyecanlandırınca gittim aldım. Öyle uzun uzun oyun şöyle böyle demeyeceğim. Kendimce kısaca özetleyeceğim;

1) Fifa 10'da bazı çok güzel detaylar var. Bunların en önemlisi de çimler. Çimler süper gözüküyor ve futbolcular cidden çimlere basıyor. Şut çekerken bileklerinin bükülmesi de hoş bir detay.

2) Turkcell Süper Lig takımlarının tamamının formaları da dahil olmak üzere birebir olması çok heyecan verici. İnsan kendini bir hoş hissediyor.

3) Pro kamerasında haldır haldır koşarken kameranın sallanması ve nefes sesleri çok ama çok etkileyici. Açıkçası sırf bunu Pes'deki Become A Legend modunun muadili olan Be A Pro modunda hissetmek için aldım Fifa 10'u.

4) Be A Pro modu en büyük beklentim idi. Göt oldum açıkçası. Gerek kameranın beklediğim gibi kullanılamaması, gerek kariyeri istediğim takımda başlatabilmem, gerekse tipim ve aksesuarlarım ile istediğim gibi sezon içinde oynayamamam beni feci şekilde soğuttu. Beklediğimi bulamadım. Bu modun güzelliklerini eksikliklerinden ötürü içime sindiremedim. Ancak takım arkadaşlarımın Become A Legend'daki gibi salak olmadıklarını ve düzgünce paslaştıklarını belirtmeden de geçemicem.

5) Pes 2010 demosunu oynamadım ancak bildiğim Pes serilerine göre oldukça fazla pozisyon zenginliği var Fifa 10'da. Pasa dayalı futbol anlayışı oldukça gerçekçi. Bu durumun turnuvalarda veya 1 on 1 maçlarda zevk vereceği kesin gibi. Ancak bunun bir sebebi de yıllardır Fifa oynamamış olmam ve ezberleri yeterince edinememem olabilir diye düşünüyorum.

6) Skill moves gerçekten çok etkileyici. Özellikle de biraz antreman yaptıktan sonra maçta bu hareketin işe yaradığını görünce insan çocuksu bir mutlulukla doluyor.

Be A Pro modunda benim için hayati eksiklikler de olsa bir süre idare edilebilir. Normal maçlarda ise oyuncu ve top fizikleri Pes'e göre kötü de olsa Fifa 10 daha zengin bir maç vaat ediyor. Ve genel olarak tam anlamıyla beni arada bırakan bir oyun olup çıkıyor Fifa 10.

İşin özü bana ve birçok oyuncuya Pes ve Fifa kırması bir futbol oyunu gerekiyor. Bu sene tercih yapmak baya bir zor da olsa Pes'i de denemekte fayda var diyor ve sözlerimi bitiriyorum. "Herkes"i gözlerinden öpüyor ve eğer depresyonda iseniz Allah kolaylık versin diyorum.

DÜL DÜL


işte bu benim çocukluğumun arabası, geçen günlerden herhangi bir gün hurdacıya verdiğimiz araba..

eğer babamın yanında olsaydım arabayı hurdacıya verdiğimizde babamın gözlerinin dolduğunu görürdüm. ısparta izmir yollarında defalarca yolda kaldık. ya gaz telimiz takılır, ya debriyaj telimiz kopardı ya da tekerleğimiz patlar, istepnesiz yollarda kalırdık. uzaktan polisleri görünce freni tutmayan arabayı durdurabilmek için metreler öncesinden freni pompalamaya başlar, polisleri geçtikten sonra durabilirdik. yokuş aşağı inerken balata kokusuyla içimizi bayar, yokuşlarda su kaynatırdı. babam "su kaynattı" derdi, göstergesi bozuk, arabadan dumanlar gelince farkederdik. mesela hararet yapan arabaya su dökülmeyeceğini çok küçük bir kızken öğrendim, balata kokusunu da. hepsini şu gördünüz müthiş arabada yaşadım.

direksiyona ilk bu arabada oturdum. babam bana dedi ki;" eğer bu arabayı kullanırsan her arabayı kullanırsın." ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim. o zamanlar babamın ve benim ilk göz ağrımız otuzlarındaydı. toprak yolda direksiyonu 45 derece çevirmek için iki elimle sarsmam, vitesi birden ikiye geçirmek için direksiyonu bırakıp,tüm gücümle vitesi çekiştirmem gerekiyordu. ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim ve tüm arkadaşlarımın bana saygısı büyüktür bu yüzden. ilk göz ağrım, yaşasaydı kırklı yaşlarda olacaktı..

HİİİİİŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!


arkadaşlar, dostlar,
uzun zamandır yazmıyor olmam, blogla ilgisiz oldugum anlamına gelmiyor. başarılarınızı ve yaptıklarınızı sessizce, bir annenin çokcuklarının yaptıklarını kapı arkasından izler gibi izliyorum. Kavgalar edilip, oyun odanız biraz dağıtmışsınız. Ama madem bir iş yapıyorsunuz kavgalarınız gibi yaptıklarınız da izlenmeye, oynanmaya değer olsun. bir yabancıymışım gibi sinsice bloga girip blogdaki oyuna bakıyorum.. ama öyle böyle bakmak değil, oynadıysanız bilecekseniz; ne saçma salak bir oyundur o öyle! son kalan topun rengi gelmediği için defalarca bakakaldım oyunun bitişine, üstelik hiç bir suçum günahım yokken.. son top dediğin aynı renk gelir! saatlerimi veriyorum ben bu işe. Ama sonunda dua ediyorum aynı renk gelsin diye. olur mu bu! kaldırın, doğru dürüst birşeyler koyun şu bloga. yakışmıyor sizin gibi ne yaptığını bilen kendi hayatına kendisi yön veren ışıl ışıl çocuklara.

5 Ekim 2009

HASSSİKTİR LAN!!!

"Eski fotoğrafçılardan bir ben kaldım. Çin kağıdına basıyor artık yeni yetmeler, bizde öyle değil. ABD Konsolosluğu sitesinde bizi önermiş fotoğraf çektireceklere....... Merak etme ben düzgün çalışıcam...."

Bu sözler kulağımda çınlıyordu pasaport vs için çektirdiğim fotoğrafları almaya giderken. Amcanın konuşmaları içimi rahatlatmış olsa da yine de içimde bir korku vardı. O sözler halen daha kulağımda çınlıyor. Ve sözlerin sonunda mutlaka analı bacılı küfürlerim...

Evet sen; eski fotoğrafçılardan tek kalan senin yaptığın fotoşop işini sikeyim. Göt kafalı herif. Bir de 24 tane yaptırdım amına koyim. Değil pasaporta klozetin karşısına koyamam lan ben bu fotoğrafı. Dingil herif. Suratımın bir yanını durduk yerden şişirmek nerden çıktı kro.

Gün sonunda sakinleşmemi sağlayan ise kömür oldu. Sağolsun fotoşop yapma teklifi ile beni güldürdü. Rasta falan...


NOT: Son moda işi, yazının sonunda flash oyun aramayın. Flash oyunun amına koyim size birşey olmasın.

Mümkün mü?

Sadece senin başına geldiğini sandığın ancak milyonların hergün yüzleştiği olaylardan biri midir bilemiyorum ama; masaüstü bilgisayarımı renklendiren, yukarıdaki fotoğraftakinin benzeri bir model olan 5+1 ses sistemimin sağda konumlanan hoparlörlerinden(yazınca zorluyormuş.. hoperlör?) biri, radyo sinyallerini çekebiliyor. Evet, şaka gibi.. Müzik dinlemediğim ya da oyun oynamadığım, ancak ses sisteminin açık olduğunu da böylece anlayabiliyorum.

Alttan alttan bir kadın sesi, hafif bir cızırtı duydum geçen günlerde, nedir nereden gelir diye etrafı araştırırken farkettim bu durumu. Garipliğe ek olarak, ses seviyesini ayarlamaya yarayan dalgayı oynattıkça da hoparlörden gelen ses seviyesinde de dalgalanmalar oluyor. O minicik aletin bile çanak anten-vari çalışmasını sağlayacak kadar güçlü radyo dalgalarının hangi frekanstan geldiğini de merak ettim çok... TRT FM? Alem?..


Yeni çağın modası, posta flash oyun linki koymadan geçmeyeyim. Rekor da verelim: 5037m

Oyunun ne olduğunu da açınca görürsünüz. Buradan buyrun.

Öyle ya da Böyle - 23.9.9

Beni bilen bilir... Hayatında kutuplara yer vermeyen; hayata at gözlüğü ile bakan; vizyonsuz; inatçı bir insanımdır. 110 derecelik bir açı (öğretici post) ile bakarken hiç merak etmem yanımdan geçenleri; gördüğüm ile yetinirim. Bir şey kaçırdığıma da ikna edemez kimse beni.. Çok çirkef kapışırım. Kapıştım da hep... ama nereye kadar?

Allahın sopası yok... herkese cezasını veriyor. Yolculuktan nefret eden beni, "Eskişehir - İstanbul - Eskişehir" güzergahına mahkum edebiliyor.

Eskişehir - İstanbul arası trenle gidilir bu arada... (Bu bilgiden mahrum bırakılmış... Beni tanımayıp bu blogu okuyan gerizekalılar için yazdım bunu... Okuyan adam akıllı olduğunu iddia ediyorsa mail atsın bana... Mailime profilimden ulaşabilir.) Tren penceresinden dışarı bakmak için gereken açı miktarı kullandığım açı miktarı dahilinde olduğundan yolculuk esnasında dışarı bakarım arada. Düşünürüm.. Sanılmasın ki gördüklerimden ders alırım... Toplumsal gerçekler de çarpmaz beni. Gelin görün ki yine de aydınlanmayı başardım sevgili dostlar.

- "Ulan"
dedim kendi kendime...ki ben kendi kendime konuşurken dahi terbiyemi bozmam. Bu "ulan"lı giriş zaten direkt çarptı beni.

- "Bir şeyi bilmen lazım" diye devam ettim. "Bir şey" diye hedef gösterince insan dikkat kesiliyor. Ne gelecek acaba diye... üstüne bir de sert girdim:

- "Elle tutulur yegane şeyim diye başkalarının yaptığı müzikleri diziyorsun dj oluyorsun.. Çevirinin çevirisi benimdir mantığı ile tez yazıp mühendis oluyorsun. Nedir bu ukalalık, bu gereksiz kasıntı ?"

Başınıza gelir belki de... lazım olur diye yazıyorum. Aydınlanma anı denilen...kişiliğin masaya yatırıldığı bu dakikalar çok ters dakikalar gerçekten. Karabasan gibi bir şey. Çıkmak istiyorsun çıkamıyorsun. Karşı gelmek istiyorsun. "Id, Ego, Super Ego" falan demek istiyorsun.. Olmuyor. Olmuyor da... insan bari o bahsedilen "bir şey"i söyler değil mi? İnsan merak ediyor.

Sustum tabii...Benim gibi "loser" zihniyetindeki insanlar böyle bir yüzleşme anının arkasından sessizleşir. Böyle ağlayacak gibi olur. "Winner"lar ise gaza gelir. Gider...yapar..eder.

-"Abi" (herkese abi diyen insan modeli) dedim.

- "Bir şey demiştin."

Bayağa bir düşündüm. Sonuçta "bir şey"... öyle bir şey olmalı ki hayatım değişmeli.. boru değil bu.

- "Monologu bırak" dedim.

Hak verdim.

"""""""""""""""""" A tribute to Boris Vian""""""""""""""""""""""""

Buyrun.. Öyle Ya Da Böyle / 23.9.9

3 Ekim 2009

durmak nedir bilmiyoruz

yönetim olarak yazarlarımızın ve izleyicilerimizin ruh hallerini düşünmek zorunda olduğumuzu ilke edindik bildiginiz üzere... bunun için tüm yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla peyotede kömür ile, meşhur sarıyer börekçisinde çölde gezen ile oturduk, konuştuk, hallerini hatırlarını sorduk... toplantılardan sonra imtiyaz sahipleri kısa bir değerlendirme görüşmesinden sonra halkla ilişkiler uzmanı winston kızımızın önerisiyle blogumuza bir oyun parkı kurmaya karar verdik. sayfanın en altında bouncing balls oyunuyla sıkıcı dakikalarınızın anlamsız bir şekilde nasıl geçtiğini farketmeyeceksiniz. şuana kadar ki rekor 5.tur, geçebileceginizi sanmıyorum. neyse hayırlı olsun...

Zorunlu Suda Balık Editi : New Record!
Ulaşılamayacak bir yere çekecektim ama talihsizlik oldu. Hamle sırası sizde.

1 Ekim 2009

filmekimi






Program beni sadece haftasonları ve galalar dahilinde ilgilendiriyor (çalışan olmamdan ötürü)olsa da,azimle gitmeyi planlıyorum.Geçen seneki gibi,bu sene de izlenebilecek birden fazla film var. Toplamda 24film var ki,Woody Allen'ı yine bi filmiyle görmekle beraber, Haneke'nin nasıl midemizi ağrıtıp,başımızı döndüreceğini merak ediyorum.Diğer merak edilenler,Angelopoulos,Coen kardeşler,Micheal Moore..daha bir çokları..çok marie claire imsi bi yazı oldu.Herkese sabırlı günler.

Herkes Yazıyor  © 2009