29 Ocak 2011

söz verdiğimiz gibi


kalk saati: 6.00
kahvaltı tıraş vs.
mıntıka saati: 7.00
içtima: 7.45
sivilleri giy, halkın arasına karışma saati: 8.30
kışlaya dönüş saati: 15.00 (kuryeye bağlı)
evrak kayıt zart zurt saati: 16.00
00.00-03.00 veya 03.00-06.00 nöbeti için yatış

hayatım bu, hergün böyle... şafak atarsa 108 heralde, atmazsa ... korum!!
*arkası da geçici yuvamız..

25 Ocak 2011

State the fact

Etrafım Captain Obvious'larla dolu...

Ecnebi dilinde söylendiğinde anlam kazanan kalıplardan o yüzden öyle geçtim.
Aralarına karışma fırsatı çıktı önüme... kaçırmayayım dedim.
-2 denilen insan evinden uzakta asker ocağında kutladı doğumgününü... dün.
Umarım günün biraz olsun kutlu bir tarafı olmuştur.
Günü ıskalamak istemezdim ama yetişemedim bilgisayara.
Bu vesile ile tüm mehmetçiklerimize selam yollayalım... hayırlı tezkereler dileyelim.

15 Ocak 2011

Beyaz Dut

Bugün hayatımda en çok tanışmak istediğim adam tipi ile tanıştım. Bakırköy Akıl Hastanesi'nde yatmış. Kasten adam öldürmeye teşebbüs eden ve bunu gerçekten yapıp beraat edecek kadar sorunlu bir şahsiyet.

Manik depresifmiş kendisi, üzerine sosyofobi... konuşmamızı 10 kere dışarı çıkıp geri gelerek tamamladı. Gözleri sürekli hareket halinde, anlattıklarımı onaylıyor ama tekrara kesinlikle gelemiyor. İlaçlarına baktım. Bilgi kırıntılarımı paylaştım ama ahkam kesmedim. İnanın bunu başardım sevgili herkes yazıyor okuyucuları.
Uzun Yolun Hikayesi adını verdiğim, sevdiğim insana anlattım biraz anlattıklarını ve gördüklerimi... söz verdirdi bana bu adamın çevresinde dolanmayacağıma dair...ama hayatta en merak ettiğim şey bu olabilir.
Sayesinde keyifli bir akşam geçirdim.
Bu arada 70'lerde bizim kahve gün aşırı kurşunlanırmış. Anarşikmiş bizimkiler...
Bugün bunu da öğrendim.
İzlenimlerim sürecek...katlim vacip.

14 Ocak 2011

Muallak

Aylar sonra bir post görmenin verdiği heyecan ile satırlarıma sarılan çok sevgili herkes yazıyor okuyucu, yazar ve izleyicilerine selam ederek yazıma başlamak istiyorum. Bugün -2 ile telefonda konuştum. İlk defa bir ankesörlü telefonu arayarak müthiş bir iş başardım. ("American Style" bu tecrübeyi yaşamak isteyenlere numarasını verebilirim.) Direkt aramadım. Önce o beni aradı...sonra dedim "Bu işi başarabilir miyiz sence?" O da... "Neden olmasın?" diyince... Olay orada koptu. Onun da selamı var bu arada sizlere...Gözünde tütüyormuşuz.


Trapano'un bir önceki posttaki kolpa vaatlerine kanmakla büyük hata etmişim. Bir gece telefonuma sms olarak iletilen "jandarma er trapano hatay" tekmili dışında kendisinden bir tepki alabilmiş değilim henüz. Nerededir? Ne yer? Ne içer? Bilen varsa beri gelsin.

Kendi adıma babamın "güneşe alerjisi olduğunun" ortaya çıkması sonucu verdiği müthiş bir kararla (Sanırım neden bu) kendini devlet kontrollü kapalı mekanlara kapatmasının etkisini üzerimden atabilmiş değilim. Lakin hayatıma zorla uydurduğum düzenimle Eskişehir, İstanbul şehirleri arası zig-zaglara başladım bile. Beni özleyenler, görmek isteyenler...mailime dilekçe ile başvurabilirler. Dil, gramer serbest.

Arada gelir yazarım aslında ben buraya. Yazınca, ne kadar kolay yazdığımı hatırlıyorum zira.

Asıl soru ise şu:
Beşiktaş neden bu kadar kolay gol yiyor?

Herkes Yazıyor  © 2009