26 Mayıs 2010

Gelinim

Noldu lan bu insanlara?

Oldu Olacak


Ben de "Biavuclimonkolonyasi.com" açayım bari. Sıcaktan bunalan verir siparişini, gidip sıkarım eyüp sabri tunceri ellerine avuçlarına. Hem de sadece 3.50 TL karşılığında!!

Meyve doğramaya üşenenler böyle buyursun.

23 Mayıs 2010

1

Hiçbirimizden NBA istatistikçisi çıkmazmış.
Blogumuzun "hiper resmi" açılış tarihi olan 8 Mayıs'ta kim bilir hangi naneyi yiyorduk. (Halbuki gerçekler çok başkaydı.)
Pek yazık...ama geç değil.

Geçtiğini fark edemediğimiz bu yıl oldukça eğlenceli ve zordu blog için.. Zira bu yılda her tepkiyi layığıyla uçlara çekmeyi başardık. İnternet aleminin bize sağladığı bu özgürlüğü sonuna kadar sömürdük. Bağlarımızı ve bağışıklılık sistemimizi güçlendirdik. 12 yazar (Bunun usulü nedir?? Kendimi saymalı mıyım?), 6 izleyici ve bizi kenardan "anonim" izleyen tüm gönül dostlarına sonsuz teşekkürleri bir borç biliyorum bunun için.
(Bundan sonrası daha kolay olacaktır diye düşünüyorum.)

Bir daha unutmamak için yazdım bu postu...
Son söz olarak varsayımsal takvimler, bitmeyen döngüler, nice mutlu seneler diliyorum herkese.
(Herkes karalasın bir şeyler.)

22 Mayıs 2010

The Annoying Orange

Zeka gerektiren hiçbir şeye yokum şu aralar. Film izlemeye niyetlendiğimde tek dileğim "kastırmasın yeter" oluyor.

"Kadının biri limanda gezerken hamile kalmış, neden?
Kaptanın takası gelmiş."
gibi bir espiriye bile saatlerce gülebilirdim ama ilk ben yaptım.
Neyse sonuç olarak şu video hiç kastırmadan güldürdü beni. Beğenenler başlığı youtube'a yazıp arayabilirler 9-10 tane daha mevcut bunlardan. bazıları hiç güldürmedi (belki de çok zekice hazırlanmışlardı).

16 Mayıs 2010

ahahahahahahah !!!!

aahahahahahahhahahahahahahaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah...

gelini de vururlar



skylife dergisinde "istanbulun rengi erguvan" başlıklı yazının fotoğraf çekiminde yer almıştı, kutlamak için yıkanıp bebek semalarında zafer turuna çıkmıştı kızım, ama nerden bilsin amerikan zırhlı x5in ağzını burnunu dağıtacağını... duvağı elimde, zor yetiştirdik hastaneye durumu iyi, çenesini yerine oturtacaklar...

13 Mayıs 2010


Futbolla ilgili bir post da benden olsun, eksik mi kalacağım, bir evde, bir gece, bir televizyonun karşısında, biri koltukta, biri her an kalkacak gibi, dakika dakika, saniye saniye;

Sudabalık : Olsun ya vursan geri dönüşü daha iyi olurdu gerideydim çünkü
Sudabalık : sorun değil çok pozitiviz
Çöldegezen : Aman abi aman abi
Sudabalık : Bi adam eksiltirsem feci kardır gol gelir dedim
Çöldegezen : Olur olur. Olsun maçın ilk tehlikeli atağı bizden
Sudabalık : sorun olmasın da abluka altına alındık gol yeriz
Sudabalık : tamam
Çöldegezen : gidin len
Sudabalık : sendeee
Çöldegezen : ahh yetiştiremedim üstüme çekeyim biraz dedim
Çöldegezen : ben çok tırstım orda benim bileeeme vurdu ama
Sudabalık : hissettim
Çöldegezen : hee sen kaymışın, İçeri geç
Sudabalık : Hayıııırr yatma yatma yatma! Futbolun adaleti yokk hep böyle bu çelsi!
Çöldegezen :anam anaaaamm topla abi topla topla
Sudabalık :Attı beea attı ve bitirdi maçı hey yavrum heeyyy
Çöldegezen : Arkamda interli köpeklerrr
Sudabalık : Gol bu gol be!!! deplasmanda gol yermişiz, hep basın yazdı bunları!
Sudabalık : Sağda solda konuşuyorlarmış hakkımızda
Sudabalık : Çok fazlayız ya biz!

izinsiz mizinsiz oldu ama, ne yapalım artık...

30 Nisan 2010

MEYVELİ İÇKİLER, KİRPİKTEKİ GÖLGELER


Hayalimde bir sofra var, böyle uçsuz bucaksız değil ama Rinso/Ariel/Persil reklamlarındaki beyaz örtülü masalardan iki üç tanesi birleşmiş. Yeter!


Rüzgâr nemli, yalıyor. Güneş bulutları süzüyor, kimsede güneş gözlüğü yok. (Hiç sevemedim o kara kuru şeyleri, gözlere temas etmeyi sevdim; sulusuna, çapaklısına, yeşiline, elasına.) Pastoral doğmuşum işte.


Sofrada deniz börülcesi bile var. Kalabalığız ve hâlâ cesuruz. Herkes sırayla susuyor, dalgınlık değil de güzellik sarhoşluğu. Birazdan birinin gözleri doluyor, diğeri şarkı söylemeye başlıyor, bir başkası ince ince işlediği derdini yatırıyor masaya. Sadece kirpiklerde silik ve açık gölgeler kıpırdıyor.


Baharın karına polen derler.


Cennet varsa üzülürüm. Yediğimin içtiğimin tadına doyamıyorum. Keyfim çakır, gözüm seyir!


Beyaz örtüdeki karpuz lekelerine bakıyorum. Çok olur, "bu ânı hiç unutmayacaksın" derim kendi kendime. Yine söylüyorum. Bir gün çok uzakta olursam, bu anlar yakınlaştıracak beni sevdiğim insanlara. Öyle değil mi?


Sonra kutluyoruz; kokuları, dünyayı, toprağı, kesme bardakları...


Canımıza değiyor. Buruşuyoruz, netleşiyoruz, rakımımız yükseliyor.


Kalender, babayiğit bir akşam karşılayacak bizi. Temennim bu. 


 

25 Nisan 2010

TÜRKİYE KUPASININ BİRİLERİNE ETKİLERİ


Çok sevgili Trapano ile aramızda olan "daimi" bir sözlü iddiayı belgelemek istedim buraya.
"Fenerbahçe kırmak üzereyken tanımlanan rekorlar" gibi olmasın;
kaybetmeye gayet yakınken yazayım dedim.
Trapano tarafından kolpalıkla suçlanmaktan korktum.

İddiamız "Türkiye Kupası" üzerinden işlemekte;
İddiaya göre bu kupayı olur da iki takımdan biri kazanırsa, bu sevincini orjinal bir forma ile perçinleme fırsatını da eline geçirecek.
(Bu forma rakip takımın mağazasına bizzat giderek alınacak.)

İlk sene kazanan taraf olmuş. En ucuzundan formamı ve Büyük Beşiktaş'lı Sahte Japon için güzelinden bir bayrağı kapmıştım. (Trapano aylar sonra bu günü "hayatının en kötü günlerinden biri" ilan edecekti.)
Açıkça söylemek gerekirse hep kazanan taraf olacağımı "hiç" kaybetmeyeceğimi düşünmüştüm iddiaya girerken..
Bir mucize olur da ikinci senemde kaybedersem yazık olur bana.
Gönlüm Trabzonspor'dan yana.

19 Nisan 2010

selamlar


blogta bu kadar beşiktaşlı olunca, fenerli olarak bjk zaferlerinin çok daha keyifli olduğunu biliniz. dün alex öptü, bugün ben hepinizi öpüyorum.

7 Nisan 2010

GELMEDEN ÖNCE ARA !

Evet, beni gıcık eden bir başka cümleyle daha karşınızdayım. "Gelmeden önce ara." En kaba davranışlar arasında her sene ilk 3'e rahat girer. Evine gideceğiniz kişiye telefon açmıssınızdır, işte sana gelicem uygun musun şu saatte gelicem falan feşmekan, okey vermiştir o da, ama sonradan bir cümle patlatır: gelmeden önce ara. Lan daha neyini arıycam konuşup anlaşmışız işte. Saatini bile kararlaştırmışız. Araması mı kaldı daha? N'olcak aramazsam yatakta mı basıcam seni? her 10 dakikada bir arayayım istersen. Zaten sevgiliniz diyorsa direk terk edin. Hea çok acil bir durum olur o zaman sen ararsın beni böyle böyle diye.

Tekrar ediyorum aşırı derecede kaba bir davranıştır. Yapmayın sakın.

27 Mart 2010

köyde yumurta bulunur




herşeyi orjinal yerinde denemeyi tercih ediyorum; sarıyer böreğini hiçbişeye benzememesine gittik orda denedik, etli ekmeği konyada, van kahvaltısını vanda denedik... hatta antalyaya gittik dedik "yok yok moskovada" ahah neyse geçenlerde şu günlerde antakyadaki tek dostum, nişanlı ibo ile muhteşem bir yer keşfettik... plazalar arasında "pazar günleri köy kahvaltısı" tabelası asan mekanlar yerine, direkt köye gittik. gördüğünüz manzarada kuş ve sus sesi eşliğinde şu sofrayı sildik süpürdük. kadraja giremeyen çaydanlığı böreği de ekleyin sonra hemen yanda kanepe uzanıp nargile kahveyle yediklerinizi hazmetmenin bedeli toplam 30tl...

24 Mart 2010

Ekmeksiz Yemiş !



Şöyle de bir açıklaması vardı:


Be careful when you are at Taman Negara.
A Form Four student on a camping trip, organized by his
school, was found dead, after having been swallowed by a 10
meter-long python.
Both the newspapers media and the state government of Pahang
kept this news from the public to avoid bad publicity and
scaring away potential tourist-campers...

23 Mart 2010

Quite Interesting



Son zamanlardaki favori televizyon programım QI. Stephen Fry sunuyor. 4 yarışmacının (Alan Davies sabit eleman) bilinmesi çoğunlukla olanaksız sorulara verdikleri, absürd cevaplarından oluşuyor program. Bir örneği yukarıda mevcut..

19 Mart 2010

peyote tandansı


öncelikle şunu söyleyim peyotenin tandansı bozulmuş; böyle orasına burasına metal aparatlar zımbalamış, saçlarını berbat kestirmiş tiplerle dolmuş, masamızı universite 2.sınıfta 2 eziğe kaptırmışız, garsonlar bi mallaşmış boş şişeyi görünce "ıhıhhg" diyerek bir tane daha isteyip istemediğini soruyorlar. blogun açılışında bile bulunan, son herkesin elemanı kömür efendinin çizme aşkı tutuşmuş diye ayrı bloglarda fırça sallıyormuş(foto da herkesin çizebildiğinin kanıtı olsun). allahın cezası müzikler herzamanki gibiydi( yemedim ulan kesinlikle aynıydı).hiç mi iyi gelişme yok? suda balıkın intihara sürükleyen ısrarları sona ermiş(süper olmuş süper). eski yazarlarımızdan, bouncing ball fanatiği hanım arkadaşımız, herkesyazamiyor rezilliği içinde yeraldığı için pişman oldugunu, elinde olsa bu sefer layıkıyla the blogta yeralmak istediğini itiraf etmiş... bu görüşme antakyaya dönüşümü kolaylaştırdı açıkcası, iyi oldu herkes bitmiş, sevindim.

Herkes Yazıyor  © 2009