bonsai midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bonsai midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2011

İstiyorum.

İşsizim uleyn. Buradan devlet büyüklerine, küçüklerine, mini mini yöneticilere sesleniyorum. İş istiyorum, aş istiyorum, kaliteli bir yerde istihdam edilmek istiyorum. tatilde yurtdışı planımı gerçekleştirmek, aylığı 200 lira olan spor salonu ücretimi ödeyebilmek istiyorum. Para kazanirken iyiydi tabi. Tabi. Özel sektörde de devlette olduğu gibi mayışımı peşin peşin alıp çalışmak istiyorum. Ac bilaç bir ay ise gidip gelmek istemiyor, kendime yazdan mütevellit renk renk kıyafetler istiyorum, kadın tutup evi dip köşe temizletmek, panjur denen o pislik yuvasını teek tek temizletmek istiyorum. Kapadokya'da balon turu yapmak istiyorum, boyumun bir 10 santim kadar uzamasını, saçlarımın hep fönlü kalmasını istiyorum. Kitap okurken zamanı kapatmak istiyorum, gece geç yattığımda sabah erken kalkmak istiyorum. Bir de hiç hediye seçmeyi sevmem, elimle şıklattigim an uygun birseyler gelsin işte istiyorum. Ve en önemlisi, hayatım böyle aylak aylak geçsin, bir sevgilimle bir annemlerle olayım bazen ise hep birlikte olalim istiyorum. Ama öyle bir yeteneğim olsun ki, gezerken para kazanayım istiyorum. Sayın seçim yatırımcıları, duyun yardım çığlığımı. Galiz (yeni öğrendim) sözlerle ortalığı kirletmek yerine isteklerimi vaad edin bana. Devletin görevi, vatandaşlarının refahını sağlamaktan başka birsey değil ki, bunun için kuruldu. Evet.

19 Haziran 2010

ANLIK


Geçen günler içinde sadece avukat olmak değil, başka şeyler de var hayatımda değişen. Ben zannediyordum ki arkadaş edindim, büyüttüm, bu güne getirdim. Meğer böyle olmuyormuş bu işler, buradan hazin bir öykü anlatmayacağım, biz büyüdük ve kirlenmedi dünya. Dün saçını çekiştirip birbirinin ayağına bastığın yaşı büyünce daha başka şeyler de yapabiliyormuş. O gün çocukluk olanlar, büyüyünce önemli oluveriyormuş. Unutmayı unutuyormuş insan büyüdükçe. Gözü gördükçe, karnı daralıyormuş. İyilik kalıcı değil, uçucuymuş. Gözbebeğin gözünden yuvarlanıp gidiyormuş da dönüp bakmıyormuşsun bile meğer. Hayat işte tam da böyle akıp gidiyormuş. Affedemiyormuş, kirleniyormuşsun meğer. Kinci insanın tekiymişim meğer. Çok mu yazık. Biraz ağır sadece. Rahatladım mı, yok.

13 Mayıs 2010


Futbolla ilgili bir post da benden olsun, eksik mi kalacağım, bir evde, bir gece, bir televizyonun karşısında, biri koltukta, biri her an kalkacak gibi, dakika dakika, saniye saniye;

Sudabalık : Olsun ya vursan geri dönüşü daha iyi olurdu gerideydim çünkü
Sudabalık : sorun değil çok pozitiviz
Çöldegezen : Aman abi aman abi
Sudabalık : Bi adam eksiltirsem feci kardır gol gelir dedim
Çöldegezen : Olur olur. Olsun maçın ilk tehlikeli atağı bizden
Sudabalık : sorun olmasın da abluka altına alındık gol yeriz
Sudabalık : tamam
Çöldegezen : gidin len
Sudabalık : sendeee
Çöldegezen : ahh yetiştiremedim üstüme çekeyim biraz dedim
Çöldegezen : ben çok tırstım orda benim bileeeme vurdu ama
Sudabalık : hissettim
Çöldegezen : hee sen kaymışın, İçeri geç
Sudabalık : Hayıııırr yatma yatma yatma! Futbolun adaleti yokk hep böyle bu çelsi!
Çöldegezen :anam anaaaamm topla abi topla topla
Sudabalık :Attı beea attı ve bitirdi maçı hey yavrum heeyyy
Çöldegezen : Arkamda interli köpeklerrr
Sudabalık : Gol bu gol be!!! deplasmanda gol yermişiz, hep basın yazdı bunları!
Sudabalık : Sağda solda konuşuyorlarmış hakkımızda
Sudabalık : Çok fazlayız ya biz!

izinsiz mizinsiz oldu ama, ne yapalım artık...

31 Aralık 2009

özür

Deve kuşu misali kafamı gömüp çıkartmayasım var. ofisteki yılbaşı eğlencesinde aç karna alkol aldım biraz. Sonra ne oldu anlamadım. Bütün gece sevgilim uğraştı benimle. Buradan kendisine teşekkür ediyor ve onu en sevmediği işle başbaşa bıraktığım için özür diliyorum. Ama ben masumum, yemek vermeden içki veren ofisin suçu hepsi, birde alkol zulasını bana açan insanın suçu. Bir de aburcuburla yetinmeyip aç kalan midemin suçu tabi ki.. Utancım çok büyük.

29 Aralık 2009

sadakat aptalı bir köpeğim

biraz önce bir stajyerin en değerli varlığı olan avukatı ayrıldı. ve o stajyer ona hiç veda edemedi, salyası sümüğüne karışamadı, tek bir kelime bile edemedi. kapıdan uğurlayıncaya kadar ve hatta arabaya kadar arkasından gitti, tek kelime edemedi. arabayla tekrar ofisin önünden geçecek diye pencereden ayrılmadı. o avukat bu durumun ne kadar farkında bilinmez ama kendi esprisi gibi, avukatı giden stajyer gömülmeli!

6 Ekim 2009

DÜL DÜL


işte bu benim çocukluğumun arabası, geçen günlerden herhangi bir gün hurdacıya verdiğimiz araba..

eğer babamın yanında olsaydım arabayı hurdacıya verdiğimizde babamın gözlerinin dolduğunu görürdüm. ısparta izmir yollarında defalarca yolda kaldık. ya gaz telimiz takılır, ya debriyaj telimiz kopardı ya da tekerleğimiz patlar, istepnesiz yollarda kalırdık. uzaktan polisleri görünce freni tutmayan arabayı durdurabilmek için metreler öncesinden freni pompalamaya başlar, polisleri geçtikten sonra durabilirdik. yokuş aşağı inerken balata kokusuyla içimizi bayar, yokuşlarda su kaynatırdı. babam "su kaynattı" derdi, göstergesi bozuk, arabadan dumanlar gelince farkederdik. mesela hararet yapan arabaya su dökülmeyeceğini çok küçük bir kızken öğrendim, balata kokusunu da. hepsini şu gördünüz müthiş arabada yaşadım.

direksiyona ilk bu arabada oturdum. babam bana dedi ki;" eğer bu arabayı kullanırsan her arabayı kullanırsın." ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim. o zamanlar babamın ve benim ilk göz ağrımız otuzlarındaydı. toprak yolda direksiyonu 45 derece çevirmek için iki elimle sarsmam, vitesi birden ikiye geçirmek için direksiyonu bırakıp,tüm gücümle vitesi çekiştirmem gerekiyordu. ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim ve tüm arkadaşlarımın bana saygısı büyüktür bu yüzden. ilk göz ağrım, yaşasaydı kırklı yaşlarda olacaktı..

HİİİİİŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!


arkadaşlar, dostlar,
uzun zamandır yazmıyor olmam, blogla ilgisiz oldugum anlamına gelmiyor. başarılarınızı ve yaptıklarınızı sessizce, bir annenin çokcuklarının yaptıklarını kapı arkasından izler gibi izliyorum. Kavgalar edilip, oyun odanız biraz dağıtmışsınız. Ama madem bir iş yapıyorsunuz kavgalarınız gibi yaptıklarınız da izlenmeye, oynanmaya değer olsun. bir yabancıymışım gibi sinsice bloga girip blogdaki oyuna bakıyorum.. ama öyle böyle bakmak değil, oynadıysanız bilecekseniz; ne saçma salak bir oyundur o öyle! son kalan topun rengi gelmediği için defalarca bakakaldım oyunun bitişine, üstelik hiç bir suçum günahım yokken.. son top dediğin aynı renk gelir! saatlerimi veriyorum ben bu işe. Ama sonunda dua ediyorum aynı renk gelsin diye. olur mu bu! kaldırın, doğru dürüst birşeyler koyun şu bloga. yakışmıyor sizin gibi ne yaptığını bilen kendi hayatına kendisi yön veren ışıl ışıl çocuklara.

26 Haziran 2009

XY DÜZLEMİ


Doğru git, sağa dön, dört yoldan aşağı doğru ilerle...

Aşağı derken?

Kime göre aşağı; bana göre aşağı doğru demek; yokuş yukarı olmamakla birlikte biraz da yokuş aşağı demek.

Dört yola geldiğimde bir düzlemin tam orjinindeydim; x mi y mi belirsizliği güneşle birlikte beynimi bulandırıyordu.

Yurdum insanının Karadeniz’i yukarı, Akdeniz’i aşağı zannetmesi gibi, eğitim dönemimin hiçbir aşamasında kuzeyi, güneyi kabullenen kimse de görmedim. Paralel/meridyen olarak yer tespiti istediğimden değil ama “aşağıya doğru” da denmez ki dümdüz yerde... Sana göre mi aşağı, bana göre mi? Kim belirliyor bunu? Bir de şu klima meselesi var, soğuk iklimde doğan beynimin algılayamadığı birşey daha;

Şimdiii güneş şekli olunca, sizi ısıtır mı demek istiyor yoksa, sıcak hava da bunu mu kullanın demek istiyor? Kime göre kar, kime göre güneş? Şu kar, bu güneş, bu bilinmeyenler...

“Herkes” nasıl karmaşalar yaşıyor ki?

Bir de erkek egemen bir blogda sporsuz bir yazının belirsizliği var tabi... Bir ara da yalnızlıkla ilgili yazma planım var.

-Bitti-

Ama sanki daha devamı varmış gibi...

16 Mayıs 2009

ALLAHIM KÖR ET BENİ

Saat:14.45
Gün:Cumartesi
Bilgisayarın ekranını duvara doğru çevirdim ve kapıdan gelip geçenlerin görmemesini diliyorum.
Toplantı yapmayı bekliyoruz ailecek.
45 dakika önce çıkmamız gerekiyordu. sorun 45 dakika olması değil, bu dakikaların büyüyüp serpilip saatlere dönüşmesi an meselesi..
Patron başkalarıyla toplantıda ve çalışanlarının tüm hayatları kendisine addedilmişcesine rahat.
Günlerden cumartesi, hava 29 derece ve ben bilgisayar başında ömrümü tamamlama yolunda. Tamam, kabul, oda klimalı, tamam internetim de var ama...
Ama bu baskı insanı öldürüyor. Ve şimdi tam yeri; bülbülüm altın kafeste.
Oysa ben Mecidiyeköy'ün berbat engelli parkurlarında güneşin altında Beşiktaş'a kadar koşmak koşmak koşmak istiyorum.
Allahım içimdeki bu insani duyguları al, al da kurtulayım, gezmek, yorulmak, sıcakta fiskiyelerin altından geçmek de neymiş, yeşil neymiş, erik neymiş... al allahım! ve beni bir makineye çevir!
allahım kör et beni, aksın göz nurum aksın, bundan böyle kör baksın!

Bekliyorum...

9 Mayıs 2009

Karalama


Word’de mi yazmak lazım, çölde gezen misali not defterine mi dökülse yazdıklarım. Yıllardır kağıtları alelade karalamaya alışmış parmaklar, klavye üzerinde hızını kazanamayıp dalgalara karışan sörfçüler gibi. Üstüne bir de öyle üşengeç ki bu parmaklar, ekşide 10 entry yazmayı bile başaramadı. Uyumsuz, asi ve hımbıl. Klavyeyle dokuları tutmuyor. Kardeşim! Yıllarca karalamaları sağ elimle yazdım, çizdim. Zor geliyor. Sol elimi de iyi kullanırım; çok güzel uçan frizbi tutarım sol elimle mesela. Sağ elimle yazarım ama. Öss’de yaptığım yanlış şıkları sağ elimle karaladım mesela. Daha ön dişlerim çıkmadan duvarları sağ elimle karaladım, badana boyası kutusuna ilk sağ elimi soktum hem de dirseğime kadar. Doldu doldu taşamadı kafamda karaladıklarım, dökülse etrafa bulaşacak, canım sıkılacaktı, e bide serde üşengeçlik var, taşanları temizlemek lazım, etliyi sütlüyü rahat bıraktım... Bir de hayatımda üstünü karaladıklarım var, onları hem sağ hem sol elimle karaladım, çok zevk aldım; kulaklarını çizdim kocaman! Şimdi sulanan beynimi döküyorum klavyeye, hem sağ hem sol elimle, benim için öylesine zor ve öylesine eski ki bu karalamak; kimi, neyi, nasıl, nereye... anlam arama.

Herkes Yazıyor  © 2009