6 Ekim 2009

DÜL DÜL


işte bu benim çocukluğumun arabası, geçen günlerden herhangi bir gün hurdacıya verdiğimiz araba..

eğer babamın yanında olsaydım arabayı hurdacıya verdiğimizde babamın gözlerinin dolduğunu görürdüm. ısparta izmir yollarında defalarca yolda kaldık. ya gaz telimiz takılır, ya debriyaj telimiz kopardı ya da tekerleğimiz patlar, istepnesiz yollarda kalırdık. uzaktan polisleri görünce freni tutmayan arabayı durdurabilmek için metreler öncesinden freni pompalamaya başlar, polisleri geçtikten sonra durabilirdik. yokuş aşağı inerken balata kokusuyla içimizi bayar, yokuşlarda su kaynatırdı. babam "su kaynattı" derdi, göstergesi bozuk, arabadan dumanlar gelince farkederdik. mesela hararet yapan arabaya su dökülmeyeceğini çok küçük bir kızken öğrendim, balata kokusunu da. hepsini şu gördünüz müthiş arabada yaşadım.

direksiyona ilk bu arabada oturdum. babam bana dedi ki;" eğer bu arabayı kullanırsan her arabayı kullanırsın." ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim. o zamanlar babamın ve benim ilk göz ağrımız otuzlarındaydı. toprak yolda direksiyonu 45 derece çevirmek için iki elimle sarsmam, vitesi birden ikiye geçirmek için direksiyonu bırakıp,tüm gücümle vitesi çekiştirmem gerekiyordu. ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim ve tüm arkadaşlarımın bana saygısı büyüktür bu yüzden. ilk göz ağrım, yaşasaydı kırklı yaşlarda olacaktı..

HİİİİİŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!


arkadaşlar, dostlar,
uzun zamandır yazmıyor olmam, blogla ilgisiz oldugum anlamına gelmiyor. başarılarınızı ve yaptıklarınızı sessizce, bir annenin çokcuklarının yaptıklarını kapı arkasından izler gibi izliyorum. Kavgalar edilip, oyun odanız biraz dağıtmışsınız. Ama madem bir iş yapıyorsunuz kavgalarınız gibi yaptıklarınız da izlenmeye, oynanmaya değer olsun. bir yabancıymışım gibi sinsice bloga girip blogdaki oyuna bakıyorum.. ama öyle böyle bakmak değil, oynadıysanız bilecekseniz; ne saçma salak bir oyundur o öyle! son kalan topun rengi gelmediği için defalarca bakakaldım oyunun bitişine, üstelik hiç bir suçum günahım yokken.. son top dediğin aynı renk gelir! saatlerimi veriyorum ben bu işe. Ama sonunda dua ediyorum aynı renk gelsin diye. olur mu bu! kaldırın, doğru dürüst birşeyler koyun şu bloga. yakışmıyor sizin gibi ne yaptığını bilen kendi hayatına kendisi yön veren ışıl ışıl çocuklara.

5 Ekim 2009

HASSSİKTİR LAN!!!

"Eski fotoğrafçılardan bir ben kaldım. Çin kağıdına basıyor artık yeni yetmeler, bizde öyle değil. ABD Konsolosluğu sitesinde bizi önermiş fotoğraf çektireceklere....... Merak etme ben düzgün çalışıcam...."

Bu sözler kulağımda çınlıyordu pasaport vs için çektirdiğim fotoğrafları almaya giderken. Amcanın konuşmaları içimi rahatlatmış olsa da yine de içimde bir korku vardı. O sözler halen daha kulağımda çınlıyor. Ve sözlerin sonunda mutlaka analı bacılı küfürlerim...

Evet sen; eski fotoğrafçılardan tek kalan senin yaptığın fotoşop işini sikeyim. Göt kafalı herif. Bir de 24 tane yaptırdım amına koyim. Değil pasaporta klozetin karşısına koyamam lan ben bu fotoğrafı. Dingil herif. Suratımın bir yanını durduk yerden şişirmek nerden çıktı kro.

Gün sonunda sakinleşmemi sağlayan ise kömür oldu. Sağolsun fotoşop yapma teklifi ile beni güldürdü. Rasta falan...


NOT: Son moda işi, yazının sonunda flash oyun aramayın. Flash oyunun amına koyim size birşey olmasın.

Mümkün mü?

Sadece senin başına geldiğini sandığın ancak milyonların hergün yüzleştiği olaylardan biri midir bilemiyorum ama; masaüstü bilgisayarımı renklendiren, yukarıdaki fotoğraftakinin benzeri bir model olan 5+1 ses sistemimin sağda konumlanan hoparlörlerinden(yazınca zorluyormuş.. hoperlör?) biri, radyo sinyallerini çekebiliyor. Evet, şaka gibi.. Müzik dinlemediğim ya da oyun oynamadığım, ancak ses sisteminin açık olduğunu da böylece anlayabiliyorum.

Alttan alttan bir kadın sesi, hafif bir cızırtı duydum geçen günlerde, nedir nereden gelir diye etrafı araştırırken farkettim bu durumu. Garipliğe ek olarak, ses seviyesini ayarlamaya yarayan dalgayı oynattıkça da hoparlörden gelen ses seviyesinde de dalgalanmalar oluyor. O minicik aletin bile çanak anten-vari çalışmasını sağlayacak kadar güçlü radyo dalgalarının hangi frekanstan geldiğini de merak ettim çok... TRT FM? Alem?..


Yeni çağın modası, posta flash oyun linki koymadan geçmeyeyim. Rekor da verelim: 5037m

Oyunun ne olduğunu da açınca görürsünüz. Buradan buyrun.

Öyle ya da Böyle - 23.9.9

Beni bilen bilir... Hayatında kutuplara yer vermeyen; hayata at gözlüğü ile bakan; vizyonsuz; inatçı bir insanımdır. 110 derecelik bir açı (öğretici post) ile bakarken hiç merak etmem yanımdan geçenleri; gördüğüm ile yetinirim. Bir şey kaçırdığıma da ikna edemez kimse beni.. Çok çirkef kapışırım. Kapıştım da hep... ama nereye kadar?

Allahın sopası yok... herkese cezasını veriyor. Yolculuktan nefret eden beni, "Eskişehir - İstanbul - Eskişehir" güzergahına mahkum edebiliyor.

Eskişehir - İstanbul arası trenle gidilir bu arada... (Bu bilgiden mahrum bırakılmış... Beni tanımayıp bu blogu okuyan gerizekalılar için yazdım bunu... Okuyan adam akıllı olduğunu iddia ediyorsa mail atsın bana... Mailime profilimden ulaşabilir.) Tren penceresinden dışarı bakmak için gereken açı miktarı kullandığım açı miktarı dahilinde olduğundan yolculuk esnasında dışarı bakarım arada. Düşünürüm.. Sanılmasın ki gördüklerimden ders alırım... Toplumsal gerçekler de çarpmaz beni. Gelin görün ki yine de aydınlanmayı başardım sevgili dostlar.

- "Ulan"
dedim kendi kendime...ki ben kendi kendime konuşurken dahi terbiyemi bozmam. Bu "ulan"lı giriş zaten direkt çarptı beni.

- "Bir şeyi bilmen lazım" diye devam ettim. "Bir şey" diye hedef gösterince insan dikkat kesiliyor. Ne gelecek acaba diye... üstüne bir de sert girdim:

- "Elle tutulur yegane şeyim diye başkalarının yaptığı müzikleri diziyorsun dj oluyorsun.. Çevirinin çevirisi benimdir mantığı ile tez yazıp mühendis oluyorsun. Nedir bu ukalalık, bu gereksiz kasıntı ?"

Başınıza gelir belki de... lazım olur diye yazıyorum. Aydınlanma anı denilen...kişiliğin masaya yatırıldığı bu dakikalar çok ters dakikalar gerçekten. Karabasan gibi bir şey. Çıkmak istiyorsun çıkamıyorsun. Karşı gelmek istiyorsun. "Id, Ego, Super Ego" falan demek istiyorsun.. Olmuyor. Olmuyor da... insan bari o bahsedilen "bir şey"i söyler değil mi? İnsan merak ediyor.

Sustum tabii...Benim gibi "loser" zihniyetindeki insanlar böyle bir yüzleşme anının arkasından sessizleşir. Böyle ağlayacak gibi olur. "Winner"lar ise gaza gelir. Gider...yapar..eder.

-"Abi" (herkese abi diyen insan modeli) dedim.

- "Bir şey demiştin."

Bayağa bir düşündüm. Sonuçta "bir şey"... öyle bir şey olmalı ki hayatım değişmeli.. boru değil bu.

- "Monologu bırak" dedim.

Hak verdim.

"""""""""""""""""" A tribute to Boris Vian""""""""""""""""""""""""

Buyrun.. Öyle Ya Da Böyle / 23.9.9

3 Ekim 2009

durmak nedir bilmiyoruz

yönetim olarak yazarlarımızın ve izleyicilerimizin ruh hallerini düşünmek zorunda olduğumuzu ilke edindik bildiginiz üzere... bunun için tüm yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla peyotede kömür ile, meşhur sarıyer börekçisinde çölde gezen ile oturduk, konuştuk, hallerini hatırlarını sorduk... toplantılardan sonra imtiyaz sahipleri kısa bir değerlendirme görüşmesinden sonra halkla ilişkiler uzmanı winston kızımızın önerisiyle blogumuza bir oyun parkı kurmaya karar verdik. sayfanın en altında bouncing balls oyunuyla sıkıcı dakikalarınızın anlamsız bir şekilde nasıl geçtiğini farketmeyeceksiniz. şuana kadar ki rekor 5.tur, geçebileceginizi sanmıyorum. neyse hayırlı olsun...

Zorunlu Suda Balık Editi : New Record!
Ulaşılamayacak bir yere çekecektim ama talihsizlik oldu. Hamle sırası sizde.

1 Ekim 2009

filmekimi






Program beni sadece haftasonları ve galalar dahilinde ilgilendiriyor (çalışan olmamdan ötürü)olsa da,azimle gitmeyi planlıyorum.Geçen seneki gibi,bu sene de izlenebilecek birden fazla film var. Toplamda 24film var ki,Woody Allen'ı yine bi filmiyle görmekle beraber, Haneke'nin nasıl midemizi ağrıtıp,başımızı döndüreceğini merak ediyorum.Diğer merak edilenler,Angelopoulos,Coen kardeşler,Micheal Moore..daha bir çokları..çok marie claire imsi bi yazı oldu.Herkese sabırlı günler.

28 Eylül 2009

teknolojik cenabetlik

Bu ara garip bir cenabetlik dolanıyor başımda. Akşam herşey normal, çalışır halde yatıyorum, sabah kalktığımda bir çoğu bozulmuş olarak uyanıyorum.

Herşey trapano ve bonsai midilli'nin sahip olduğu ekstra eski telefonları ile alakası olmayan aklı başında, gelişime açık, yetenekli telefonumun bozulması ile başladı. Cengaver telefonum "tek başıma gitmem" diyerek sim kartımı da yanında götürdü. Telefonumun ve rehberimin olmadığı bu dönem de yaşadığımı anlatamam. Hiçkimseyi arayamamak, arayanların kim olduğunu bilememek, eldeki telefonu kullanamamak vs vs. "Çölde Gezen Bey eğer biri sizi ararsa yurt dışındasınız." şeklinde gelen bir mesajın beni ne derece tırstırdığını ve nasıl rahatsız ettiğinden bahsetmiyorum bile.

Telefon şokunun etkileri henüz daha yeni yeni geçerken bu sefer de Fulya'da ki yaşam kompleksim de isyan çıktı ve kompleks ikiye bölündü. Gece yatarken herşeyin normal çalıştığı evde sabah kalktığımda bazı odaların ışıkları yanmıyor ancak prizleri çalışıyordu. Çalışma odam da ise ne ışıklar ne de prizlerden çıt yoktu.

Yaklaşık olarak 1 haftadır falan klozette bir sağa yatma eğilimi de mevcut ancak bunu teknolojik cenabetlik olarak değerlendirmiyorum. Ancak sanırım dev lcd televizyonumdaki dikine gölge çizgiler bu cenebetliğe dahil edilebilir.

Neyse diyerek şimdilik savuşturuyorum bu problemleri ancak eğer iş ps3'üme kadar gelir ve onu rahatsız edecek olurlarsa siker atarım. Buradan paylaşmak istedim.

Not: Bir süredir hem yukarıda belirttiğim teknolojik saçmalıklar hem de çeşitli iş ve seminer çalışmalarımdan ötürü yazılarım ile huzurunuza çıkamadığım ve sizleri mahsun bıraktığım için kusuruma bakmayın. Attığınız tüm maillere sırasıyla cevap vereceğimi belirtirken bana ve sizlerle paylaştıklarıma karşı beslediğiniz bu sevgi ve alaka için de teşekkür ediyorum.

Not2: Lütfen suda balık'ın şaheserlerini legal olarak, kendisinin koyduğu linklerden edinelim. "Ya çölde gezen sen onun abisisin, seni kıramaz, istesen taşşşanı yalatırsın. Bize imzalı resimlerini ve programlarını edinsen." şeklinde maillerle beni rahatsız etmezseniz sevinirim. Dikkat!!!

27 Eylül 2009

antakya eskişehir elele


gün; tohumlarını bu blogta attığımız kardeşliğimizin meyvelerini aldığımız gündür arkadaşlar! peyotede blogu hayal ederken böyle bir masa niye sadece trapano ile sudaki balık arasında kalsın diye sorduk? bu masa niye antakya eskişehir arasında olmasın? niye bu 2 şehir birbirini tamamlamasın? niye bu 2 kültür merkezi biraraya gelip harikalar yaratmasın? ve aşı tuttu: blogtaki sinerjiyi gören antakyalı ve eskişehirli müdavimlerimiz harekete geçti 26 eylül c.tesi günü....


KARDEŞLİK GÜNÜ

ANTAKYA-ESKİŞEHİR arasındaki Kültürel, sanatsal kardeşliğin Ilk adımı bugün Antakya'da atılıyor... Türkiye Yazarlar Sendikası Hatay şubesi ile Aalen Kültür Derneği girişimi ile “Antakya-Eskişehir” arasında başlatılan “Kültürel-sanatsal” yolculuğun ilk adımında bugün iki kentin kültürel, sanatsal ve ...


... edebiyat dalındaki ünlü isimleri Antakya'da buluşuyor. Bugün ATSO salonunda saat 13.30'da “Frigya ve frigler” saydam gösterisi ve söyleşisiyle start alacak olan kardeşliğin ilk gününde ayrıca “Fotoğraflarla Eskişehir” sergisinin de açılışı yapılacak. Rahmi Emeç'in sunumunu gerçekleştireceği bu etkinliğin ardından yine ATSO salonunda “Karikatür müzesi ve Eskişehir'e karikatür” adlı Ali Baş'ın sunumunda bir söyleşi programlandı. Bugün akşam ayrıca Eskişehir'den gelecek sanatsal kültürel kardeşliğin temsil-cilerinin Rahibe Barbara'nın barış evinde şiir şölenine katılmaları programlanırken gece de Kültür Merkezinde saat 20.00'de Ömer Genç konseri ile Güneş Özgeç Yuğnak'ın katılımı ile viyola etkinliği gerçekleştirilecek. TYS Temsilcisi Mehmet Karasu saat 20.00'deki etkinliği daha önce Meclis Kültür Merkezinde programlamışken son anda etkinliği Kültür Merkezine aldıklarını duyurdu.

SHC


Spontaneous Human Combustion (SHC). Herhangi bir dış etki olmadan yanan insanların oluştuğurduğu vakalara verilen isim.

Wikipedia'da pek çok açıklaması mevcut. Bunlardan bazıları;

- İnsan vücudunun kuvvetli bir elektrik alan barındırması ve bunun yanında metan gazı gibi yanıcı gazları barındırmasının bir tepkimeye neden olması.

- Bu olaya maruz kalan insanların çoğu yalnız insanlar. Bu kişiler, bu eylem gerçekleşmeden önce, bir trans durumuna geçmekteler ve bu "depresif" insanlar vücutta, hidrojen ile oksijenin açığa çıkmasını sağlayan olan psychosomatic işlemine neden olmakta.

- Aşırı alkol almış bünyelerde, gama ışınları veya yüksek enerjili partiküller, kurbandaki hassas noktalarla birleşerek yanma reaksiyonunu tetiklemektedir. Sonuç, "Puff".

Kanıt olarak verilen fotoğrafların hepsinin siyah beyaz olması da garip bir detay.

24 Eylül 2009

ben bu tip şeyler gerekmeden pek öğrenme yanlısı değilim. o yüzden yokum

geçen gün bazılarınıza solidworks kursuyla ilgili bir mail atmıştım. bazılarınız cevap verdi bazılarınız vermedi neyse... ama şu herşeyi foul olan zaphodun cevabı çileden çıkardı beni neymiş :ben bu tip şeyler gerekmeden pek öğrenme yanlısı değilim. o yüzden yokum. muş hassiktir lan. sen kimsin yarak? bıktım şu önkoşullu yaşantınızdan yok işte pilavda tavuksuyu varsa yemem, sıkışmadan sıçmam, gerekmezse konuşmam, şunu dinlemeyip bunu izlerse yalamam yutmam ne bu abi kendinize gelin... yiyeceksin sıçacaksın ulan ne bu ne sanıyorsunuz kendinizi... ne olduğumuzu şöyle söyleyim: hepimizin CVsi aynı gençler inanınki aynı, bakın CVmiz ne kadar değerli:

burada bay/bayan pezevenk/kaltak resmen dalgasını geçmiş benle yani bizle... aradıkları da2yıl tecrübeli mühendis. kaltağa bak "göstermiş olduğunuz güven için teşekkür ederiz.


bide buna bakalım ne aranıyor teknisyen. 2defa teşekkür etmiş, utanmasa "çok alçak gönüllüsünüz" diyecek...
ha zaten yunanistana da çok gerektiği için gittin, mat2 vizesine girmedin... konuşturma beni şimdi... googlea "polonyalı monika" yazsaydın da olurdu. bu arada monikanın fotosunu yollamadın, yollasana

"jerry önkoşullu, newman katalizörlü seinfeld insanı." buna ne demeli? bu ne biçim entry buram buram balık kokuyor. tarzını değiştir.
var ya bütün suçlu o suda balık aslında sıra ona da gelecek...

Shit


Havalı, değil mi?..


Türk gençliğinin bir türlü bırakamadığı "Abi speşıl edişın 2 gibi oyun gelmedi" geyiğinin yaratıcısı need for speed ailesinin son ferdinin bir görüntüsü. Resmin köşesinden de görülebileceği üzere, oyunun adı: Need for Speed Shift.


Hot pursuit olsun, Porsche olsun, SE 2 olsun, hiçbir NfS oyununa sıcak yaklaşamadım "oyunculuk" hayatım boyunca. Beni bilen bilir, Gran Turismo ve Forza Motorsport ile geçirdiğim vakitler bir hayli fazladır. Bu nedenle de, viraja girerken fren noktasını kaçırma derdinin olmadığı oyunlara pek tahammül edemem. Slidelar eşliğinde virajları alıp, süre kaybetmeden yarışa devam etmek, rakibi yoldan çıkardığın vakit ekranın bir noktasında "350 PTS!!" yazması beni genellikle oyundan uzaklaştırır. Burnout benzeri hardcore arcade oyunları bunun dışında tutuyorum tabi. Kategori farklı. Ancak, eğer, bir oyun ısrarla Simülasyon olarak anılmak istiyor, "real driving experience" diye konuşuyorsa, beklentilerimi bir hayli yukarı çekerim.


İşte, NfS serisine yeni bir oyun, bir simülasyonun katılacağını duyduğumda da bunları geçirmiştim içimden..


Daha da uzatmadan konuya girmek gerekirse; oyunumuz(!), zırt diye quick race'e girip oradan Bugatti Veyron'u alıp (evet, kendisi oyunda mevcut) pistlerce çılgınca atabileceğiniz bir oyun değil. Oyun başlar başlamaz direk bir araba veriliyor altınıza, bir tur at da görelim neymişsin ne değilmişsin deniyor ve attığınız turun kalitesine göre size önerilmiş zorluk seçenekleri karşınıza geliyor. Yarış sonunda verilen cüzi miktarda para ile araba alınabilmekte haliyle. Bu noktadan sonra ise oyuna girmiş oluyoruz. Lakin oyuna girmek öyle kolay değil. En sade pistte tek başıma bir tur atacağım demek bile yarışa hemen girebilmeyi garanti etmiyor. Yükleme süreleri, bu tür bir oyunda gördüğüm, açık ara, en uzun süre. Kanser garantili..

Bu noktada belirtmem gereken bir nokta var ki, o da benim bu oyunu klavye ile oynamaya çalışıyor olmam. "Lan o kadar öttün sim oynarım diye, bu muydu olayın yavşak" demeden önce bir soluklanın, ben de o sırada mazeretimi bildireyim. Oynadığım yarış oyunlarının hepsi konsol oyunu olduğundan, gamepad ile güzel güzel oynuyordum. Lakin pek PC Gamer durumum yoktur.. Mazeret bitti, oyuna devam.



Şöyle söyleyeyim.. Bunca yıllık oyuncuyum, bi 3.20'yi yolda tutmakta bu kadar zorlanmamıştım. Neden, çünkü arabaların direksiyonunu klavye ile hızlı bir şekilde çevirmenin bir yolu yok da ondan! Gerçekten şaka gibi.. Direksiyonu tam sol yapıp ardından tam sağ yapmak arasında geçen süre yaklaşık 2 saniye.. Bu durumda karşınıza gelen ilk şikanda ya..ağı yiyorsunuz. Takip eden 10 saniye arabayı düz bir çizgiye sokmakla geçiyor. Lakin, her ne kadar saçma bir durum olsa da, oyunu pek klavyeye uygun yapmadıklarını düşünerek bu noktada fazla durmadım.. Zaten oyunu pause edip ayarlara girince kontrol ayarlarıyla karşılaşmak mümkün değil. Eh, oyundan çıkıp geri girmek de yaklaşık 4 saat sürdüğünden varolanla yetinmek zorunda kaldım.


Klavye ile atılabilecek iyi turları atmaya başladığım zaman oyunun geneli hakkında inceleme yapma fırsatım oldu. Öncelikle, grafikler gayet güzel. Çoğu online ortamda bu oyunun sürekli karşılaştırıldığı, iki yıl önce çıkan Grid'e oranla, haliyle, daha başarılı grafikleri var. Ancak, her ikisini de oynamış bir insan olarak söyleyebilirim ki, grafik Shift'in Grid'den önde olduğu tek alan. İkisinde de benzer türde yarış modları, benzer araçlar ve ne yazık ki benzer bir sürüş modellemesi var. Ancak 2 yaşındaki Grid'in aksine, Shift'te aracın yol üzerinde gittiği, bir yol tutuşun olduğu hissi neredeyse hiç yok. Zaten ilk girilen viraj sonrası bu kabak gibi ortaya çıkıyor. Super Mario Kart vari dönüyor araçlar. Çoğu zaman frensiz ve yanlayarak.



Oyunun genelinde, benim öncelikli olarak bakacağım özelliklerin neredeyse hiçbiri yerinde değil. Yıllarca Gran Turismo 2 oynamış biri olarak, grafikleri kötü oyun oynayabileceğimi biliyorum. Ve işin kötü tarafı bu oyunun tek kayda değer tarafı da grafikleri. Bir de ufak tefek detaylar. Mesela, yüksek hızla giderken bir duvara çarptığınızda ekran bulanıklaşıyor, sürücü aptal oluyor adeta. Ya da kokpit görünümündeyken yol kenarındaki cisimlerin görüntüsü uzuyor. Bunun gibi ufak detaylar var ki oyunun geneline olan katkıları tartışılır..



Ne Grid ne de Shift bir simülasyon oyunu olabilmeyi başaramamış oyunlar. Ancak Grid oynamayı zevkli kılan simülasyon-arcade arası eğlenceli sürüş ne yazık ki Shift'te yok. Ya da iyi saklanmış çünkü ben bir türlü göremedim. Hani derdim alın, kendiniz bir deneyin diye ama.. malum, yükleme süreleri uzun. Değmez..

yeni.

Büyük ihtimalle çoğu insan hissetmiştir bu duyguyu, ama ben uzun zamandır hissetmemiştim..Evet bu yazı, yeni dinlediğim bir grubun bir şarkısı hakkında.Bu grubu daha önceden dinlemiş olup da, "oha nasıl bilmezsin bu grubu" ünlemleri yollamasınlar bana, olabiliyor böyle şeyler. Neyse şarkı, biraz asabi, asabi oluşunun yanında dokunaklı : )terbiyesizce bir asabilik yok bence..Neyse her şarkı,dinlendiği insan kadar duygunun doğmasına sebep olur..Bakalım siz ne hissedeceksiniz ya da daha önceden ne hissettiyseniz, tekrar aklınıza gelecek.Aaa şarkının ne olduğunu söylemedim, archive-fuck u..

Öyle ya da Böyle - 16.9.9

Blogumuzun en güzel alışkanlığı "öyle ya da böyle" ile bir postta daha hep birlikteyiz. Geçen haftanın programını "henüz" upload edebildiğim için hepinizden özür diliyorum. İçinizi rahatlatacak ise söyleyeyim: Bu bir hafta içerisinde öyle şeyler duydum ki... Duyduklarım sorumluluklarımın bilincine varmamı sağladı.

"Bir musibet bin nasihattan iyi" derlerdi bana zaten hep... ama anamın karnında edindiğim ukalalığım benim gözlerimi kör etmiş. Gerçekleri görememişim.

Büyük büyük büyük dedem "Ne yaparsan yap... insanların elinden alışkanlıklarını alma" derdi hep. Ne kadar doğru dermiş... Sigaraya, alkole başlayan mı dersin... aidiyet duygusunu kaybettiği için bunalıma girip evde huzur bırakmayan mı...

Neyseki zaman iletişim çağı... 82 ülkeden fanatikleri olan blogumuzun kitlelerde yarattığı bu yıkım haberini hemen alabildim ve gerekeni yaptım. Buyrun...müptelası olduğunuz kalite... 192 kbps

Öyle Ya Da Böyle / 16.9.9

ps. Görev bilinci ile yanıp tutuşurken haftanın güzelini unuttum mu sandınız siz?
Saf olmayın... hiç unutur muyum bu kadar alışkanlıktan bahsettikten sonra.
Unutmak şöyle dursun...hareketlendirdim bile..
Gülün eğlenin gönlünüzce... her şey geçti...bitti.



fern: (i.) eğreltiotu, aşk merdiveni, füjer (bkz: seslisozluk.com)

22 Eylül 2009

DEMO

Hayatımın en karmaşık ve hem planlı hem de plansız günlerini geçirirken vazgeçmediğim tek şey PS3'üm oldu. Become a Legend feci şekilde bayınca yeni sezonun beklediğim oyunlarına yönelmeye karar verdim. 3 tane demo denedim ve eski alışkanlıkların devam edeceği izlenimine kapıldım.

FIFA 10


Bu seneki Fifa pekçok kişi tarafından övülünce ve Pes 2009'dan herkes gibi memnun kalmayınca bir deneyeyim dedim. Öncelikle Pes'e bu kadar alışınca Fifa'nın herşeyini çok garipsediğimi belirteyim. Ancak daha sonra alıştım. Baya bir noktayı beğendim aslında. Animasyonlar, skill moves, top sektirebilmek vs vs güzel. Ama yok, ne kadar sabır ve hoşgörü ile yaklaşsam da olmuyor. Yine canım sıkılsa da, küfür de etsem PES PES PES.

NBA LIVE 10

Öncelikle demo tamam anladık da en azından bir maç yapmaya izin ver arkadaş. Sadece Orlando Magic - LA Lakers maçının 2 periyodunun oynanabildiği Nba Live yine olmamış yine olmamış. Bir kere fiziksel modellemeler hiç de iyi değil. Tipler Nba 2k'nın çok ama çok gerisinde. Nba yıldızlarının bir hangarda toplanması ve hepsinin antreman yapması tuşları öğrenmek için faydalı da olsa, maç sırasında tek tuşla Nba 2k'de olandan çok daha fonksiyonel bir taktik sayfasına (oyunculara özel) ulaşılabilse de yine olmamış. Nba 2k10'in bulunamadığı şehirler için bir alternatif olmanın ötesine geçemiyor.

NBA 2K10

En iyisi arkadaş, en iyisi. Oynadığım demo asıl oyuna hazırlık manasında çıkarılmış olan Nba 2k10 Draft Combine'ın demosu. Yani dıdının dıdısı. Ancak heyecanlı a dostlar. Nba Live için
söylediğimi bu demo için de söyleyebilirdim ama dediğim gibi dıdının dıdısı konumunda olunca
demoda sadece tipinizi yaratıp 4. periyodu oynayabiliyorsunuz. Kameranın size odaklı olduğu bu oyun ciddi bir heyecan vaat ediyor. İlgisi olanlar mutlaka edinmeli, edinmeye yardımcı olma sözü verenler bu sözlerini unutmamalı.

Herkes Yazıyor  © 2009