9 Ekim 2009

Herkes My Ass..

"Bu yazı geyikten tamamen uzaktır."

21 yazarlı efsane günlerden 13 (yakında 12) yazarlı günlere doğru ilerliyoruz. İlk olarak 8 yazar blogun 3. ayında kurban edilmiş. 6. ayında da ciddi bir ültimatom geldi yönetimden. Her ne kadar ilk 8 yazar için girilen "yoklama" postunu ben girmiş olsam da bu winston kızı görevimin bir uzantısı idi. Yoksa bu durumu anlayamıyorum gerçekten.

Blogumuzun ileri gelenleri bence çok kısa vadede düşünüyor. "Yıllarca sürecek" diye ortaya koyduğumuz bu projede daha bir yılı doldurmadan yazarlarının yarısını kendisinden uzaklaştıran bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu kişiler kendi adıma "herkes" tanımının içinde... Kişisel bir fikri büyütmeye çalışmak biraz sıkıntılı... Benden başka bu bloga adam arayan...bu blogun tanıtımını yapan pek yok gibi. Sonucunda blog benim "herkesim" ile doluyor. Bu "herkes" diğer yazarlar tarafından sahiplenmediği veya onlarda "herkesi"ni getirmediği sürece "herkes yazıyor" mantığına ulaşmamız imkansız.
Ben okunma taraftarı bile değilim... Şifreleyelim blogu...çevirelim kişisel muhabbetimizi dedim zaten hep.

Kimse kusura bakmasın...Blogta "herkesi" olan yegane kişiyim. Kimsenin uğraştığı yok çünkü. 100 yazar sınırı olan bir yapıda bu herkesin bu kadar kolay "harcanabilir" gözükmesi hoşuma gitmiyor. Tersten baksak...hiç veya pek yazmadığım... ama okuduğum bir blogta (ki yazarlık bu bağı sağlıyor) bana bir ultimatom verilse "yaz!!!" diye "yerim sizin blogunuzu" der yazmam. Dil dökerek ikna et (kendi adıma) sonra ilk fırsatta harca. Komik gözüküyor.

Ben bundan sonra kimse bu blogtan atılsın istemiyorum. Atılanları geri bile çağırmak istiyorum ama insanlar daha sakin olmalı.

Hepinizi öpüyorum.

EFSANE BAŞKAN İLE ÇOK ÖZEL

RÖPORTAJI YAPAN: İZLEYİCİ S.
FOTOGRAFLAR: ARŞİV

öncelikle şunu söyleyim, e.başkan çok rahatlamış, hafif göbek yapmış, kendini balıkçılığa vermiş... kendisi bizi kırmadı ulustaki malikanesinde bizi ağırladı bütün sorularımıza içtenlikle cevap verdi, kahve ikram etti...neyse çok uzatmadan röportaja geçelim:

yıllarca güleryüzlü temiz şişlide komşuluk yaptık

S:başkanım öncelikle bizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ederiz. ani bir kararla yönetim olarak istifa ettiniz, sebebi neydi?

T:sebebini daha önce belirttik, aslında herşey yolunda görünüyordu, enazından biz öyle sanıyorduk. ancak o anket bazı şeylere daha dikkatli bakmamızı sağladı.

S:yani yeni başkan sizi yönetimden aldı diyebilirmiyiz?

T: hayır.

S: ama anket yüzünden olduğunu söylediniz?

T: bakın ne yapmak istediğinizi anlıyorum. şunu söyleyim çölde gezen benim kadim dostum. yıllarca güleryüzlü temiz şişlide komşuluk yaptık. sanırım ne demek istediğimi anladınız.

başkan ç.g.'nin aldığı kararları şuana kadar yerinde buluyorum

S:peki başkanım eski yönetimle ilgili konuşalım. yönetimde fikir ayrılıkları olduğu söylendi...hatta yeni başkanın aldığı kararları sizin de kendi yönetiminize sunduğunuz ancak yönetimden onay çıkmadığı yönünde söylentiler var?

T:her yönetimde fikir ayrılıkları olur, bunu biz de yaşadık. başkan ç.g.'nin aldığı kararları şuana kadar yerinde buluyorum.

S:yeni yönetim anlayışını nasıl buluyorsunuz? tek başına iktidar için yorumunuz nedir?

T: tek başına iktidar doğru kullanıldığında çok faydalıdır, blog için alınacak kararların hemen uygulaması açısından mükemmeldir. ancak ben yönetimde resmi olarak yer almasalar da bonsai midilli ve şerbetçinin çölde gezene danışmanlık yaptıklarını sanıyorum. aldığım duyumlar bu yönde. özellikle stajyer bonsai midilli müthiş bir manipülatör. başkana büyük destek veriyor.

birşey mi ima ediyorsun?

S:başkanım peki yönetimdeyken en mutlu ve mutsuz olduğunuz olaylar hangileriydi?

T:mutlu olduğumuz çok anlar oldu. birçok zorluk yaşadık ve hepsinin üstesinden başarıyla geldik. bunlar mutluluk verici. en mutsuz olduğum olay ise sudaki balığa yapılan çirkin saldırı.

S:peki başkanım neler yapıyorsunuz buaralar?

T:birşey mi ima ediyorsun? boştasınız mı diyorsun bana?(gülmüyor).

S: lütfen alınmayın başkanım...

T: eski mesai arkadaşım sudaki balıkla balığa çıkmayı düşünüyoruz.

S:teşekkürler

T: ben teşekkür ederim.

8 Ekim 2009

BLOG AHALİSİNE DUYURU

Kendi yönetimleri zamanında işini tam olarak yerine getiremediği, tarafımca daha fazla rencide olmasını istemediğim için kaldırılan anket sonuçları ile bir tokat gibi yüzüne vurulan bazı eski yöneticilerin ve hatta adını açıkça belirtmekten çekince duymadığım suda balık'ın blog içinde yaratmaya çalıştığı huzursuzluk ve sarsmaya çalıştığı tek başına iktidarımın zorunlu açıklamasıdır:

Blog yönetiminin değişmesi ve başkanlığın elime geçmesi süreci sonucunda kimi çevrelerce pekçok farklı yollarla yeni yönetim kadrosu, görev tanımları vs ile ilgili spekülasyonlar yaratılmaya çalışılmıştır. Belirtmek isterim ki; yönetim şu an sadece ve sadece benden yani çölde gezen'den oluşmaktadır. Başkanlığını gururla yürüttüğüm bu yönetim için an itibarı ile herhangi bir yönetici katılımı söz konusu olmadığı gibi hiçbir yazar hakkında yönetici olması yönünde bir
görüş de oluşmamıştır.

Yönetimimin demokratik olup olmadığı konusunda eleştiride bulunanlar ve kellesinin uçmasından korkanlar bu düşüncelerine temel oluşturan olayları açıklamalıdırlar.

Eski yönetimin ve bloğun eski başkanı, kadim dostum trapano'ya ise; gerek bana olan güveni gerekse de başkanlığım sırasında bana verdiği yardımlardan ötürü teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.

---------- ERU ve BESBOCE ----------

Geri sayım sizler için başlamış durumdadır. Sizlere özel birer mail yollamayı gereksiz bulduğum için böyle bir girişimde bulunmadım. Bu geri sayım sona erdiğinde, ki 09.10.2009 saat 22.00'de sonra erecek, eğer sizler halen daha yeni postlarınızı bloğa göndermemişseniz gidiş biletlerinizi mail olarak sizlere göndereceğim. Yeterince iyi birer izleyici olabilirseniz belki birgün tekrar yazar bile olabilirsiniz.

Şerbetçi ve diğer yazarlarımız için böyle bir tehlike bulunmamaktadır.


çölde gezen

7 Ekim 2009

you will never walk alone

efsane bir giriş yapmak istedim kendimce. kendi hatam ve basiretsizliğim sebebiyle aranızdan ayrılışım beni ciddi manada yıpratmıştı. ama bu yönetim değişikiği esnasında kadroya katılan dandik futbolcular gibi tekrar dönüşü yaşamak beni çocuklar gibi mutlu etti.

öncelikle küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperim. ama çölde gezen abimin daşşağını daşıyan yesin. gece gece tam da en büyük rutinim olan wow diyarından yeni çıkmışken aniden duygulandırdı beni, kol kanat gerdi.

şu andan itibaren; blogtaki beşiktaşlı sayısı bir arttı, wow oyuncusu sayısı bir arttı, suda balık gibi abuk subuk şeyler dinlemeyi seven sayısı bir arttı, yemek yemeyi seven sayısı bir arttı ona göre.

başlıkta da belirttim niyetimi. ilk postumdur. hatalarım affola. elden geleni arda koyanın eli götüne girsin şu saatten sonra.

sevgiler...

TEK BAŞINA İKTİDAR


Halk iradesi kendini gösterdi ve çok değerli blog ahalisi beni tek başıma iktidara taşıdı. Başta çok değerli dostum trapano'ya ve eski yöneticilere bloğu eksikleri olmasına rağmen bu derece kaliteli bir hale getirdikleri ve görevi bana teslim ettikleri için çok teşekkürler.

Kendilerine görevi bırakmamalarını pekçok defa söylememe rağmen görevi bırakmayı tercih etmelerinin ardından bloğun sahipsiz olmadığını göstererek başkanlık görevini üstlendim. Gecenin şu geç saatlerinde balkonumdan yaşam kompleksimin önünde biriken kalabalığın müthiş sevinç gösterilerinin sakinleşmesinin ardından da bloğa başkan olarak ilk postumu giriyorum.

Evet sevgili blog ahalisi, artık yeni bir sayfa açılıyor bloğumuzda. İlk icraat olarak da blogda bu değişime sebep olan ve bazı eski yönetici arkadaşlarımızı rencide eden anketi kaldırdım.

Ve sevgili yazarlar flash bir gelişme olarak da eski bir yazarımız olan ve eski yönetimle arasına giren soğukluklar sebebiyle izleyicilikten bile vazgeçen şerbetçi yazar olarak tekrar bloğumuza geri döndü.

Herkese hayırlı olsun diyorum. Hepinizi öpüyorum. Yeniden hoşgeldiniz.

6 Ekim 2009

eski başkan yazıyor


bir günde hem başkan hem de eski başkan olarak 2 post girmem gerçekten şaşırtıcı... belki de hayatın güzel yanı bu: ne zaman ne olacagı bilemiyorsun... mayıs ayının bu günlerinde kurduğumuz blogumuz olgunlaşmaya, bloglar arasında yükselmeye, üniversitelerde konuşulmaya başladı. herşeyin daha güzel olacagını düşünüyorduk. yönetim olarak gece gündüz çalıştık, eski winston kızı suda balık'ın beni gecenin 3ünde kaç defa aradıgını hatırlamıyorum. blogun kalıcı olması gereken süreçte yönetim olarak başarılı olduğumuzu düşünyoruz. inanın ki yazamıyorum şuanda ama şunu söylemeden edemeyecegim -suda balık çok uyardı söyleme diye- suda balıka yapılan haksız saldırılar bilemiyorum. bizi çok kırdı... ama bunlar önemli değil. blog sağolsun. yazarlar sağolsun.
üzüldük ancak yıkılmadık... eski yönetim olarak anlayışımız olayların herzaman pozitif yönünden bakmak oldu. bu olaya da şöyle bakıyoruz: evet biz misyonumuzu tamamladık, gençlerin zamanı, biz artık sadece yazılarımızla bu blogu devam ettirecegiz. gençleri uzaktan keyifle izleyecegiz. yeni yönetimi oluşturmak üzere başkanlık görevini çölde gezen arkadaşıma devrediyorum ve hayırlı olsun diyorum. başarılar diliyorum kendisine...

BAŞKAN YAZIYOR...

bugün "yeni" yatağımdan hiper rahat bir şekilde kalktım. 23yıllık 24.00-08.00 uyku düzenim geri oturmasının verdiği mutlulukla, sırt ağrılarının müthiş derecede azalmış haliyle blogumuzu tıkladım. uzun süredir ortalarda görünmeyen stajyer av. bonsai midilli'nin postuna, bizi azarlamasına bile güldüm(çok belli ki oyunu becerememiş). çünkü başkanınız yataş firması sayesinde uzun bir aradan sonra uyumuştu.hatta bugünkü postum yeni yatağımla ilgili olacaktı.
neyse daha sonra izleyicimiz olmayan ethem arkadaşımızla taksim wall street'e gitmek üzere beşiktaşta buluştuk, inönüden taksime yürüdük. yürürken sabahki olayların izleri duruyordu. yerden bir tane sis bombasına ait şarapnel parçası aldım. etheme gösterdim. ethemdeki değişimle onun biber gazı olduğunu anladık ahaha nedense bende etkisini wall streette gösterdi. sonra eve geldik. yine blogumuzu açtık bi de ne göreyim. 2 tane berbat anket! huzurum daha da kaçtı. heleki kadim dostum çölde gezenin ortalığı karıştıracak, yönetimdeki dengeleri altüst edecek gensorusu yokmu? sonuçlara baktım daha da vahim. sırt ağrılarım nüksetti.bana 2 oy, diğer arkadaşlarıma 1 oy(neyseki o beğenmediğiniz bouncing balls sayesinde 3aynı rengi bi araya getirerek anketi dengeledim)...

şimdi arkadaşları eleştiriye açığız ancak eleştiri sadece olumsuz olmaz. eleştirilerinizi dinlemek bizzat yönetim olarak sizlerle görüşüyoruz.
çölde gezenin yönetimi ele geçirecek anketine cevabım:
tesisatçımız düşük sıcaklıkta ergiyen yatak malzemesi üretmeye çalışıyor- bumu başarısız ulan!!!
badanacımız okadar iyi bir iş çıkardıki 3 aydır bir şikayet almıyoruz- bumu başarısız ulan!!!
hergeçen gün tıklanma sayısının arttığı, elit bir ortamın oluştuğu bir platformun halkla ilişkilercisini anket malzemesi yapmak? yazık yazık yazık!
yazarlarla biraraya gelmek, dertlerini dinlemek, onlarla börekçide buluşmak, boğazda kahve içmek beşikteki elin gizemini azaltır evet, buda mı suç ulan!!!

selim makinaya yapılan suçlamalara cevap vermeyeceğim. power lafını görünce aklına money gelen insanlara iman diyorum okadar.
lütfen anketlarde oyunuzu kullanın, düşünerek kullanın. sonuçları mutlaka değerlendireceğiz ve alacağımız kararları sizlerle paylaşacağız. teşekkürler

trapano
herkes yazıyor tur. san. tic. ltd şti.

FIFA 10

Yıllarca Pes oynadıktan sonra demosunu edindiğim Fifa 10 beni bazı açılardan heyecanlandırınca gittim aldım. Öyle uzun uzun oyun şöyle böyle demeyeceğim. Kendimce kısaca özetleyeceğim;

1) Fifa 10'da bazı çok güzel detaylar var. Bunların en önemlisi de çimler. Çimler süper gözüküyor ve futbolcular cidden çimlere basıyor. Şut çekerken bileklerinin bükülmesi de hoş bir detay.

2) Turkcell Süper Lig takımlarının tamamının formaları da dahil olmak üzere birebir olması çok heyecan verici. İnsan kendini bir hoş hissediyor.

3) Pro kamerasında haldır haldır koşarken kameranın sallanması ve nefes sesleri çok ama çok etkileyici. Açıkçası sırf bunu Pes'deki Become A Legend modunun muadili olan Be A Pro modunda hissetmek için aldım Fifa 10'u.

4) Be A Pro modu en büyük beklentim idi. Göt oldum açıkçası. Gerek kameranın beklediğim gibi kullanılamaması, gerek kariyeri istediğim takımda başlatabilmem, gerekse tipim ve aksesuarlarım ile istediğim gibi sezon içinde oynayamamam beni feci şekilde soğuttu. Beklediğimi bulamadım. Bu modun güzelliklerini eksikliklerinden ötürü içime sindiremedim. Ancak takım arkadaşlarımın Become A Legend'daki gibi salak olmadıklarını ve düzgünce paslaştıklarını belirtmeden de geçemicem.

5) Pes 2010 demosunu oynamadım ancak bildiğim Pes serilerine göre oldukça fazla pozisyon zenginliği var Fifa 10'da. Pasa dayalı futbol anlayışı oldukça gerçekçi. Bu durumun turnuvalarda veya 1 on 1 maçlarda zevk vereceği kesin gibi. Ancak bunun bir sebebi de yıllardır Fifa oynamamış olmam ve ezberleri yeterince edinememem olabilir diye düşünüyorum.

6) Skill moves gerçekten çok etkileyici. Özellikle de biraz antreman yaptıktan sonra maçta bu hareketin işe yaradığını görünce insan çocuksu bir mutlulukla doluyor.

Be A Pro modunda benim için hayati eksiklikler de olsa bir süre idare edilebilir. Normal maçlarda ise oyuncu ve top fizikleri Pes'e göre kötü de olsa Fifa 10 daha zengin bir maç vaat ediyor. Ve genel olarak tam anlamıyla beni arada bırakan bir oyun olup çıkıyor Fifa 10.

İşin özü bana ve birçok oyuncuya Pes ve Fifa kırması bir futbol oyunu gerekiyor. Bu sene tercih yapmak baya bir zor da olsa Pes'i de denemekte fayda var diyor ve sözlerimi bitiriyorum. "Herkes"i gözlerinden öpüyor ve eğer depresyonda iseniz Allah kolaylık versin diyorum.

DÜL DÜL


işte bu benim çocukluğumun arabası, geçen günlerden herhangi bir gün hurdacıya verdiğimiz araba..

eğer babamın yanında olsaydım arabayı hurdacıya verdiğimizde babamın gözlerinin dolduğunu görürdüm. ısparta izmir yollarında defalarca yolda kaldık. ya gaz telimiz takılır, ya debriyaj telimiz kopardı ya da tekerleğimiz patlar, istepnesiz yollarda kalırdık. uzaktan polisleri görünce freni tutmayan arabayı durdurabilmek için metreler öncesinden freni pompalamaya başlar, polisleri geçtikten sonra durabilirdik. yokuş aşağı inerken balata kokusuyla içimizi bayar, yokuşlarda su kaynatırdı. babam "su kaynattı" derdi, göstergesi bozuk, arabadan dumanlar gelince farkederdik. mesela hararet yapan arabaya su dökülmeyeceğini çok küçük bir kızken öğrendim, balata kokusunu da. hepsini şu gördünüz müthiş arabada yaşadım.

direksiyona ilk bu arabada oturdum. babam bana dedi ki;" eğer bu arabayı kullanırsan her arabayı kullanırsın." ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim. o zamanlar babamın ve benim ilk göz ağrımız otuzlarındaydı. toprak yolda direksiyonu 45 derece çevirmek için iki elimle sarsmam, vitesi birden ikiye geçirmek için direksiyonu bırakıp,tüm gücümle vitesi çekiştirmem gerekiyordu. ben bu arabada araba kullanmayı öğrendim ve tüm arkadaşlarımın bana saygısı büyüktür bu yüzden. ilk göz ağrım, yaşasaydı kırklı yaşlarda olacaktı..

HİİİİİŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!


arkadaşlar, dostlar,
uzun zamandır yazmıyor olmam, blogla ilgisiz oldugum anlamına gelmiyor. başarılarınızı ve yaptıklarınızı sessizce, bir annenin çokcuklarının yaptıklarını kapı arkasından izler gibi izliyorum. Kavgalar edilip, oyun odanız biraz dağıtmışsınız. Ama madem bir iş yapıyorsunuz kavgalarınız gibi yaptıklarınız da izlenmeye, oynanmaya değer olsun. bir yabancıymışım gibi sinsice bloga girip blogdaki oyuna bakıyorum.. ama öyle böyle bakmak değil, oynadıysanız bilecekseniz; ne saçma salak bir oyundur o öyle! son kalan topun rengi gelmediği için defalarca bakakaldım oyunun bitişine, üstelik hiç bir suçum günahım yokken.. son top dediğin aynı renk gelir! saatlerimi veriyorum ben bu işe. Ama sonunda dua ediyorum aynı renk gelsin diye. olur mu bu! kaldırın, doğru dürüst birşeyler koyun şu bloga. yakışmıyor sizin gibi ne yaptığını bilen kendi hayatına kendisi yön veren ışıl ışıl çocuklara.

5 Ekim 2009

HASSSİKTİR LAN!!!

"Eski fotoğrafçılardan bir ben kaldım. Çin kağıdına basıyor artık yeni yetmeler, bizde öyle değil. ABD Konsolosluğu sitesinde bizi önermiş fotoğraf çektireceklere....... Merak etme ben düzgün çalışıcam...."

Bu sözler kulağımda çınlıyordu pasaport vs için çektirdiğim fotoğrafları almaya giderken. Amcanın konuşmaları içimi rahatlatmış olsa da yine de içimde bir korku vardı. O sözler halen daha kulağımda çınlıyor. Ve sözlerin sonunda mutlaka analı bacılı küfürlerim...

Evet sen; eski fotoğrafçılardan tek kalan senin yaptığın fotoşop işini sikeyim. Göt kafalı herif. Bir de 24 tane yaptırdım amına koyim. Değil pasaporta klozetin karşısına koyamam lan ben bu fotoğrafı. Dingil herif. Suratımın bir yanını durduk yerden şişirmek nerden çıktı kro.

Gün sonunda sakinleşmemi sağlayan ise kömür oldu. Sağolsun fotoşop yapma teklifi ile beni güldürdü. Rasta falan...


NOT: Son moda işi, yazının sonunda flash oyun aramayın. Flash oyunun amına koyim size birşey olmasın.

Mümkün mü?

Sadece senin başına geldiğini sandığın ancak milyonların hergün yüzleştiği olaylardan biri midir bilemiyorum ama; masaüstü bilgisayarımı renklendiren, yukarıdaki fotoğraftakinin benzeri bir model olan 5+1 ses sistemimin sağda konumlanan hoparlörlerinden(yazınca zorluyormuş.. hoperlör?) biri, radyo sinyallerini çekebiliyor. Evet, şaka gibi.. Müzik dinlemediğim ya da oyun oynamadığım, ancak ses sisteminin açık olduğunu da böylece anlayabiliyorum.

Alttan alttan bir kadın sesi, hafif bir cızırtı duydum geçen günlerde, nedir nereden gelir diye etrafı araştırırken farkettim bu durumu. Garipliğe ek olarak, ses seviyesini ayarlamaya yarayan dalgayı oynattıkça da hoparlörden gelen ses seviyesinde de dalgalanmalar oluyor. O minicik aletin bile çanak anten-vari çalışmasını sağlayacak kadar güçlü radyo dalgalarının hangi frekanstan geldiğini de merak ettim çok... TRT FM? Alem?..


Yeni çağın modası, posta flash oyun linki koymadan geçmeyeyim. Rekor da verelim: 5037m

Oyunun ne olduğunu da açınca görürsünüz. Buradan buyrun.

Öyle ya da Böyle - 23.9.9

Beni bilen bilir... Hayatında kutuplara yer vermeyen; hayata at gözlüğü ile bakan; vizyonsuz; inatçı bir insanımdır. 110 derecelik bir açı (öğretici post) ile bakarken hiç merak etmem yanımdan geçenleri; gördüğüm ile yetinirim. Bir şey kaçırdığıma da ikna edemez kimse beni.. Çok çirkef kapışırım. Kapıştım da hep... ama nereye kadar?

Allahın sopası yok... herkese cezasını veriyor. Yolculuktan nefret eden beni, "Eskişehir - İstanbul - Eskişehir" güzergahına mahkum edebiliyor.

Eskişehir - İstanbul arası trenle gidilir bu arada... (Bu bilgiden mahrum bırakılmış... Beni tanımayıp bu blogu okuyan gerizekalılar için yazdım bunu... Okuyan adam akıllı olduğunu iddia ediyorsa mail atsın bana... Mailime profilimden ulaşabilir.) Tren penceresinden dışarı bakmak için gereken açı miktarı kullandığım açı miktarı dahilinde olduğundan yolculuk esnasında dışarı bakarım arada. Düşünürüm.. Sanılmasın ki gördüklerimden ders alırım... Toplumsal gerçekler de çarpmaz beni. Gelin görün ki yine de aydınlanmayı başardım sevgili dostlar.

- "Ulan"
dedim kendi kendime...ki ben kendi kendime konuşurken dahi terbiyemi bozmam. Bu "ulan"lı giriş zaten direkt çarptı beni.

- "Bir şeyi bilmen lazım" diye devam ettim. "Bir şey" diye hedef gösterince insan dikkat kesiliyor. Ne gelecek acaba diye... üstüne bir de sert girdim:

- "Elle tutulur yegane şeyim diye başkalarının yaptığı müzikleri diziyorsun dj oluyorsun.. Çevirinin çevirisi benimdir mantığı ile tez yazıp mühendis oluyorsun. Nedir bu ukalalık, bu gereksiz kasıntı ?"

Başınıza gelir belki de... lazım olur diye yazıyorum. Aydınlanma anı denilen...kişiliğin masaya yatırıldığı bu dakikalar çok ters dakikalar gerçekten. Karabasan gibi bir şey. Çıkmak istiyorsun çıkamıyorsun. Karşı gelmek istiyorsun. "Id, Ego, Super Ego" falan demek istiyorsun.. Olmuyor. Olmuyor da... insan bari o bahsedilen "bir şey"i söyler değil mi? İnsan merak ediyor.

Sustum tabii...Benim gibi "loser" zihniyetindeki insanlar böyle bir yüzleşme anının arkasından sessizleşir. Böyle ağlayacak gibi olur. "Winner"lar ise gaza gelir. Gider...yapar..eder.

-"Abi" (herkese abi diyen insan modeli) dedim.

- "Bir şey demiştin."

Bayağa bir düşündüm. Sonuçta "bir şey"... öyle bir şey olmalı ki hayatım değişmeli.. boru değil bu.

- "Monologu bırak" dedim.

Hak verdim.

"""""""""""""""""" A tribute to Boris Vian""""""""""""""""""""""""

Buyrun.. Öyle Ya Da Böyle / 23.9.9

3 Ekim 2009

durmak nedir bilmiyoruz

yönetim olarak yazarlarımızın ve izleyicilerimizin ruh hallerini düşünmek zorunda olduğumuzu ilke edindik bildiginiz üzere... bunun için tüm yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla peyotede kömür ile, meşhur sarıyer börekçisinde çölde gezen ile oturduk, konuştuk, hallerini hatırlarını sorduk... toplantılardan sonra imtiyaz sahipleri kısa bir değerlendirme görüşmesinden sonra halkla ilişkiler uzmanı winston kızımızın önerisiyle blogumuza bir oyun parkı kurmaya karar verdik. sayfanın en altında bouncing balls oyunuyla sıkıcı dakikalarınızın anlamsız bir şekilde nasıl geçtiğini farketmeyeceksiniz. şuana kadar ki rekor 5.tur, geçebileceginizi sanmıyorum. neyse hayırlı olsun...

Zorunlu Suda Balık Editi : New Record!
Ulaşılamayacak bir yere çekecektim ama talihsizlik oldu. Hamle sırası sizde.

1 Ekim 2009

filmekimi






Program beni sadece haftasonları ve galalar dahilinde ilgilendiriyor (çalışan olmamdan ötürü)olsa da,azimle gitmeyi planlıyorum.Geçen seneki gibi,bu sene de izlenebilecek birden fazla film var. Toplamda 24film var ki,Woody Allen'ı yine bi filmiyle görmekle beraber, Haneke'nin nasıl midemizi ağrıtıp,başımızı döndüreceğini merak ediyorum.Diğer merak edilenler,Angelopoulos,Coen kardeşler,Micheal Moore..daha bir çokları..çok marie claire imsi bi yazı oldu.Herkese sabırlı günler.

Herkes Yazıyor  © 2009